Prof. Dr. Arif Verimli’den Uyuşturucu Uyarısı: “Aileler Çocuklarının Madde Kullandığını İki Yıl Sonra Öğreniyor”
İzzet Çapa ve Prof. Dr. Arif Verimli’den Türkiye’nin ruh hâline dair çarpıcı sohbet
İzzet Çapa’nın kendine özgü soru tarzı ve Prof. Dr. Arif Verimli’nin yıllara dayanan psikiyatri birikimiyle şekillenen bu özel söyleşi, Türkiye’nin toplumsal ruh hâlinden çocuk suçlarına, uyuşturucu tehlikesinden antidepresan kullanımına, televizyon programlarının etkisinden özgüven problemine kadar pek çok kritik başlığı gündeme taşıdı. Sohbet boyunca Çapa, zaman zaman sert, zaman zaman merak uyandıran sorularıyla konuyu derinleştirirken; Prof. Dr. Verimli, hem bilimsel hem de toplumsal gözlemlerle Türkiye’nin içinde bulunduğu psikolojik tabloyu değerlendirdi.
Programın en dikkat çeken bölümlerinden biri, İzzet Çapa’nın “Toplumca delirmiş olabilir miyiz?” sorusu oldu. Prof. Dr. Arif Verimli, bu ifadeye özellikle itiraz ederek, “delilik” kelimesinin çoğu zaman dışlayıcı ve etiketleyici bir anlam taşıdığını vurguladı. Verimli’ye göre insanı insan yapan temel değerler; düşünce, duygulanım ve davranıştan oluşuyor. Bu nedenle ruhsal hastalıkları olan bireyleri aşağılayacak, hırpalayacak ya da toplumdan dışlayacak bir dil kullanmak yerine, insana ve hastaya saygıyı merkeze alan bir yaklaşım geliştirmek gerekiyor.
İzzet Çapa’nın “Peki durum nereye geldi?” sorusuna ise Verimli, Türkiye’de özellikle son yıllarda ekonomik, eğitimsel ve sosyal faktörlerin insanları giderek daha gergin hâle getirdiğini söyledi. Trafikte, restoranda, otobüste ya da günlük yaşamın herhangi bir alanında karşılaşılan öfke patlamalarının tesadüf olmadığını belirten Verimli, toplumda ciddi bir mutsuzluk ve gerilim biriktiğini ifade etti. Ona göre yüksek enflasyon, geçim sıkıntısı, eğitimde yaşanan değer kaybı ve bilimsel düşünceden uzaklaşma, bireylerin ruhsal dayanıklılığını zayıflatıyor.
Söyleşinin en çarpıcı soru-cevaplarından biri şöyle gelişti:
İzzet Çapa: “Kapınız çalınıp Türkiye bir hasta olarak gelseydi, ülkece ne teşhis koyardınız?”
Prof. Dr. Arif Verimli: “Distimi derdim.”
İzzet Çapa: “Distimi nedir hocam?”
Prof. Dr. Arif Verimli: “Kronik, hafif şiddette bir depresyon. Yani toplumda yaygın bir mutsuzluk hâli varsa bunun tıbbi karşılığı distimidir.”
Bu yanıt, programın ana eksenini de belirledi. Verimli’ye göre Türkiye’de ağır bir toplumsal patoloji tarifinden çok, uzun süredir devam eden, hayatın her alanına yayılan, derin ama çoğu zaman fark edilmeyen bir kronik mutsuzluk hâli söz konusu. Bu mutsuzluk, yalnızca bireysel psikolojiyle açıklanamayacak kadar çok katmanlı. Ekonomi, eğitim, aile yapısı, göç, kentleşme, sosyal adaletsizlik ve gelecek kaygısı bu tablonun önemli parçaları arasında yer alıyor.
Prof. Dr. Verimli, toplumun önemli bir bölümünde tedaviye muhtaç düzeyde psikiyatrik sorunlar bulunduğunu belirterek, özellikle anksiyete bozuklukları, dikkat eksikliği, davranış bozuklukları ve kişilik yapılanmalarına dikkat çekti. Dikkat eksikliği bozukluğunun yalnızca çocuklara özgü olmadığını, yetişkinlikte de devam edebileceğini vurgulayan Verimli, bu durumun eğitim, meslek edinme, öfke kontrolü ve sosyal uyum üzerinde büyük etkiler yaratabileceğini anlattı.
İzzet Çapa’nın gündeme getirdiği bir diğer önemli başlık ise çocuklar, suç ve şiddet oldu. Çapa, “Çocuk kelimesi bazen bizi gerçekle yüzleşmekten alıkoyuyor olabilir mi?” diye sordu. Verimli bu soruya temkinli ama net bir yanıt verdi. Ona göre çocukların suça yönelmesinde yalnızca bireysel kötülük ya da masumiyet tartışması yapmak eksik kalır. Aile yapısı, sevgisizlik, eğitimsizlik, özgüven eksikliği, sosyal çevre, yoksulluk ve organize suç gruplarının çocukları kullanması birlikte düşünülmelidir. Verimli, “suça sürüklenen çocuk” ifadesinin de bazı durumlarda yetersiz kaldığını belirterek, bu çocukların kimi zaman organize gruplar tarafından kullanılan, yönlendirilen ve istismar edilen bireyler hâline getirildiğini söyledi.
Uyuşturucu meselesi de programın en ağır başlıklarından biriydi. Prof. Dr. Verimli, Türkiye’de madde kullanımının artık yalnızca marjinal bir alt kültür sorunu olmaktan çıktığını, daha geniş sosyal çevrelere yayıldığını ifade etti. Ailelerin bu konuda çoğu zaman geç kaldığını belirten Verimli, bir anne babanın çocuğunun madde kullandığını ortalama iki yıl sonra fark ettiğini söyledi. Bu durumun çok ciddi bir gecikme olduğunu vurgulayan Verimli’ye göre madde bağımlılığı, bademcik ameliyatı gibi kısa sürede çözülebilecek bir mesele değil; aile, hekim, okul ve toplumun uzun vadeli emek vermesini gerektiren ağır bir süreç.
İzzet Çapa: “Bir aile çocuğundan şüphelendiğinde ne yapmalı?”
Prof. Dr. Arif Verimli: “Önce bunun uzun vadeli bir mücadele olduğunu kabul etmeli. Madde kullanımı yılları aşan bir ilgi, tedavi ve takip süreci gerektirir.”
Ünlüler üzerinden yapılan uyuşturucu operasyonları konusunda da Verimli dikkat çekici bir değerlendirmede bulundu. Ona göre bu haberler kimi zaman caydırıcı olmak yerine istemeden özendirici bir etki yaratabilir. Özellikle gençlerin hayranlık duydukları kişileri taklit etme eğiliminde olduklarını belirten Verimli, “O içiyorsa ben neden içmeyeyim?” düşüncesinin tehlikeli bir özdeşleşme yaratabileceğini söyledi.
Programda antidepresan kullanımı da geniş şekilde ele alındı. Toplumda antidepresanlara yönelik ciddi yanlış inanışlar bulunduğunu belirten Prof. Dr. Verimli, bu ilaçların bağımlılık yapan uyuşturucular gibi görülmesinin bilimsel olmadığını söyledi. Ona göre doğru tanı ve hekim kontrolüyle kullanılan antidepresanlar, depresyon tedavisinde ve intihar vakalarının önlenmesinde hayati öneme sahip. Verimli, ruhsal hastalıkların tedavisinde ilaçların modern tıbbın en önemli kazanımlarından biri olduğunu vurguladı.
İzzet Çapa’nın Gülseren Budayıcıoğlu üzerinden sorduğu “Hasta hikâyelerinin diziye dönüştürülmesi etik midir?” sorusu da söyleşide dikkat çekti. Verimli, kendi anlayışına göre hastaların özelliklerinin bu şekilde anlatılmasının etik dışı olduğunu söyledi. Bilimsel makalelerde bile hastaların kimliklerinin gizlenerek yazıldığını hatırlatan Verimli, toplum önünde anlaşılabilir hâle gelen hasta hikâyelerinin mahremiyet açısından sorunlu olabileceğini belirtti.
Söyleşinin son bölümlerinde Türkiye’deki özgüven problemi, narsizm ve sabah kuşağı programları konuşuldu. Verimli’ye göre Türkiye’de en temel sorunlardan biri özgüven eksikliği. Bu eksikliğin çocuklukta başlayan yanlış eğitim, baskıcı aile yapısı ve bireyin kendini değerli hissetmemesiyle yakından ilişkili olduğunu söyledi. Narsizm konusunda ise Verimli, herkesin günlük dilde birbirine kolayca “narsist” etiketi yapıştırmasının yanlış olduğunu belirtti. Gerçek narsizmin, kişinin kendini özel, üstün, eksiksiz; başkalarını ise daha değersiz görmesiyle ilgili ciddi bir kişilik yapılanması olduğunu anlattı.
İzzet Çapa’nın soruları ve Prof. Dr. Arif Verimli’nin yanıtlarıyla ilerleyen bu söyleşi, Türkiye’nin yalnızca bireysel değil, toplumsal ölçekte de ruhsal bir yüzleşmeye ihtiyaç duyduğunu ortaya koydu. Programda verilen mesaj netti: Öfke, mutsuzluk, bağımlılık, çocuk suçları, yanlış eğitim, özgüven eksikliği ve ruh sağlığına dair tabular; birbirinden kopuk meseleler değil, aynı toplumsal tablonun parçaları. Prof. Dr. Verimli’nin ifadesiyle, bu sorunların çözümü kısa vadeli reçetelerle değil; bilimsel düşünce, eğitim, aile bilinci, doğru sağlık politikaları ve insana saygıyı temel alan uzun soluklu bir toplumsal dönüşümle mümkün olabilir.
