SEYHAN SOYLU SİSİ’DEN 56. ŞARKI: “AYIK OL”
Hayat herkese farklı dersler verir. Kimi insan yaşadıklarıyla olgunlaşır, kimi ise yıllar geçmesine rağmen aynı yerde sayar. Bazıları yaşını taşır, bazıları ise yaşanmışlığını. Çünkü gerçek ağırlık takvimde yazan rakamlarla değil, insanın hayat boyunca sırtlandıklarıyla ölçülür.
Benim hikâyemde hayat bir tokat değildi. Bir terbiye, bir sınav ve yeniden ayağa kalkma hikâyesiydi. Yangından çıktım, dumanın içinde kaybolmadım. Tam tersine, o yangın beni daha da güçlendirdi.
Sen aşkı konuşurken ben onun yasını tuttum. Sen daha hayatın heveslerini tanımaya çalışırken biz ömürden geçtik. Bazı acılar vardır, insanı anlatmaya değil susturmaya öğretir. Çünkü bazen insan sustuğunda, bulunduğu oda onun yerine konuşur.
Masaya yumruk vurmak kolaydır. Asıl mesele o masayı kurabilmektir. Sesini yükseltmek, kendini güçlü göstermenin yolu değildir. Gerçek ağırlık, insanın bağırmadan da kendisini hissettirebilmesidir.
Racon ağızda değil, omuzda taşınır. Yaşanmışlık anlatılmaz; insanın duruşundan belli olur. Bazıları çok konuşur, bazıları ise yalnızca geldiğinde ortam sessizleşir. Çünkü gerçek güç, kendisini ispatlamak zorunda değildir.
AĞIR OL!
Sen daha hevestesin, biz ömürden geliyoruz.
Sen daha kalbi taşıyamazken, biz mezardan dönüyoruz.
Ben ateşten geçtim, sen hâlâ dumanı konuşuyorsun.
İnsan bazen karşısındakini geçmeye çalışır. Oysa hayatın en büyük yarışı başkalarıyla değil, insanın kendi geçmişiyledir. Ben seni geçmedim; kendimi geçtim. Dün olduğum kişiyi geride bıraktım, bugün olduğum yere geldim.
Sen yol arıyorsun, biz yolun kendisiyiz. Çünkü bazı insanlar hayatın içinde yön ararken, bazıları kendi yönünü çizerek ilerler. Kalp vitrin değildir. Kalp, yaşanan her acının ardından daha da sağlamlaşan bir demir gibidir.
Bizim defter kapanınca yalnızca bir sayfa bitmez. Bazen koskoca bir kitap kapanır. Çünkü bazı hikâyelerin devamı yoktur. Bazı insanlar hayatımıza girer, dersini bırakır ve gider. Geriye ise yalnızca yaşanmışlık kalır.
Kralına da gider racon, paşasına da gider. Çünkü hayat karşısında herkes aynı sınavdan geçer. Ünvanlar, makamlar ve gösterişli sözler bir yere kadar işe yarar. Sonunda insanı ayakta tutan şey karakteridir.
Sen daha gelirken ben çoktan dönüyordum.
Geç kaldın.
Hem de çok geç kaldın.
AĞIR OL!
Sen daha hevestesin, biz ömürden geliyoruz.
AĞIR OL!
Sen daha kalbi taşıyamazken, biz mezardan dönüyoruz.
AĞIR OL!
Ben ateşten geçtim, sen hâlâ dumanı konuşuyorsun.
Sesini yükseltme.
Ağırlığını yükselt.
Çünkü ses yükseltmek herkesin yapabileceği bir şeydir. Ağırlığını korumak ise herkesin harcı değildir.
Racon konuşulmaz.
Yaşanır.
Kalp gösterilmez.
Taşınır.
Ve bazen bütün bu sözlerin ardından geriye tek bir cümle kalır:
AĞIR OL!
Sen daha hevestesin, biz ömürden geliyoruz.
Sen daha kalbi taşıyamazken, biz mezardan dönüyoruz.
Ben ateşten geçtim, sen hâlâ dumanı konuşuyorsun.
“Dediğini anlamadım” diyorsan, belki de sorun sözlerde değildir.
Belki ağırlığın yetmemiştir.
Pardon.
Pardon.
Pardon.
