SEYHAN SOYLU SİSİ’DEN 53. ŞARKI: “HAPİSHANE”

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Hapishane duvarlarının ardında geçen yılları, aile hasretini, pişmanlığı ve özgürlük özlemini anlatan “Hey Gardiyan” adlı şarkı, mahpusların yaşadığı duygusal dünyayı çarpıcı sözlerle gündeme taşıyor.

Hapishane damında geçen yıllar, demir kapıların ardında büyüyen hasret, giderek seyrekleşen görüşler ve aileden uzak kalmanın ağır yükü… “Hey Gardiyan” adlı şarkı, özgürlüğünden mahrum kalan insanların iç dünyasını anlatan duygu yüklü sözleriyle dikkat çekiyor.

Şarkıda hapishane yalnızca dört duvar ve demir parmaklıklarla değil, insanın zamanla kaybettikleri üzerinden anlatılıyor. Kimi kader kurbanı, kimi yaptığı hataların bedelini ödeyen, kimi ise genç yaşta yanlış insanların ve yanlış kararların arasında hayatı değişen karakterler üzerinden ilerleyen eser, cezaevindeki yaşamın farklı yüzlerine ışık tutuyor.

“DEMİR SUSAR, İNSANIN İÇİ KONUŞUR”

Şarkının ilk bölümünde hapishane yaşamının insan üzerindeki etkisi anlatılıyor.

“Hapishane damında bir ömür eksilir,
Demir susar, insanın içi konuşur” sözleriyle başlayan eser, özgürlüğün yokluğunda insanın kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasını merkeze alıyor.

Şarkıda mahpusların birbirinden farklı hikâyelere sahip olduğu da vurgulanıyor. Kimi kan davasının, kimi yanlış kararların, kimi ise kaderin sonucunda demir parmaklıkların ardında kalıyor.

Eser, bütün bu farklı hikâyelerin ortak noktasını ise kaybedilen zaman ve özgürlük özlemi üzerinden kuruyor.

ÇOCUK YAŞTA KARARAN HAYATLAR

Şarkının dikkat çeken bölümlerinden birinde, hayatı henüz başlarken yanlış yönlendirmeler nedeniyle cezaevine düşen insanların hikâyesine değiniliyor.

“Kimi çocuk yaşta kandırılmış,
Talimat uğruna hayatı karartılmış” sözleri, özellikle genç yaşta yanlış çevrelerin etkisinde kalan insanların yaşadığı dramı anlatıyor.

Demir kapının kapanmasıyla birlikte özgürlüğün yalnızca fiziksel bir kavram olmaktan çıktığı, geride kalan hayatın ise eski bir fotoğrafa dönüştüğü ifade ediliyor.

“HEY GARDİYAN… GÖRÜŞ VAR MI?”

Şarkının nakaratında ise mahpusun en büyük özlemlerinden biri olan görüş günleri öne çıkıyor.

“Hey gardiyan… görüş var mı?
Anamdan, babamdan bir haber var mı?
Yârim bekler mi hâlâ kapıda?
Yoksa adımı silip attı mı?
”

sözleriyle cezaevindeki kişinin dışarıda bıraktığı insanlara dair taşıdığı belirsizlik anlatılıyor.

Aileden gelecek tek bir haberin bile içerideki insan için büyük anlam taşıdığı vurgulanırken, zaman geçtikçe sevdiklerinin hayatından silinme korkusu da şarkının merkezine yerleşiyor.

“KAÇ BAHAR GEÇTİ ŞU TAŞ DUVARDA?”

Eserde zaman kavramı da güçlü biçimde işleniyor.

“Kaç bahar geçti şu taş duvarda?
Takvim durmuyor demir ardında,
Ömür eksiliyor her sayfada”

sözleriyle, dışarıda normal şekilde ilerleyen zamanın cezaevinde çok daha farklı hissedildiği anlatılıyor.

Her takvim yaprağı, geride kalan bir ömrün sembolüne dönüşüyor.

MEKTUPLAR AZALIYOR, ANILAR SİLİNİYOR

Şarkıda cezaevinde geçirilen uzun yılların yalnızlık üzerindeki etkisi de anlatılıyor.

Başlangıçta sıkça gelen mektupların zamanla seyrekleştiği, dışarıdaki insanların hayatlarına devam ederken içeride kalan kişinin geçmişe daha fazla tutunduğu ifade ediliyor.

“İnsan içeride yalnız kalınca,
Pişmanlıklar ranzada dillenir” sözleri ise geceleri tek başına kalan mahpusun kendi hayatını sorgulamasını anlatıyor.

“VEDA BİLE BENİM TUTSAK OLMUŞ”

Eserin en ağır bölümlerinden biri, cezaevindeki kişinin yakınlarının cenazelerine ve vedalarına katılamamasını konu alıyor.

“İzin vermediler cenazeye gitmeye,
Meğerse veda bile benim tutsak olmuş”

sözleri, özgürlüğün yalnızca cezaevinden çıkmak anlamına gelmediğini gösteriyor.

Sevdiği bir insanın son yolculuğuna bile katılamamak, içerideki kişi için telafisi mümkün olmayan başka bir kayba dönüşüyor.

“TAKVİM BENİ DEĞİL, BEN TAKVİMİ TÜKETTİM”

Şarkının bir başka çarpıcı bölümü ise geçen yılların ağırlığını ortaya koyuyor.

“Saydığım yıllar sığmaz parmak hesabına,
Takvim beni değil, ben takvimi tükettim”

sözleriyle yılların nasıl birbirini takip ettiği ve insanın zamanla kendi hayatının büyük bölümünü geride bıraktığı anlatılıyor.

Burada takvim, yalnızca tarihleri gösteren bir araç olmaktan çıkıyor; kaybedilen yılların sessiz tanığına dönüşüyor.

ANNE VE BABAYA DUYULAN HASRET

Şarkının devamında aile özlemi yeniden ön plana çıkıyor.

“Anam hâlâ yolumu bekler mi?
Babam adımı anar mı?”

soruları, cezaevindeki kişinin en temel korkularından birini dile getiriyor.

Yıllar geçtikçe anne ve babanın yaşlanması, görüşlerin azalması ve aile bağlarının zamanla değişmesi, şarkının hüzünlü atmosferini daha da güçlendiriyor.

“GİDEN YILLAR GERİ GELMEZ”

Eserin final bölümünde özgürlük umudu ile kaybedilen zaman arasındaki çelişki öne çıkıyor.

“Kapılar açılır bir gün elbet,
Ama giden yıllar geri gelmez
”

sözleriyle cezaevinden çıkışın mümkün olduğu ancak kaybedilen zamanın geri getirilemeyeceği vurgulanıyor.

Demir kapılar bir gün açılabilir, taş duvarlar eskimeye ve demir paslanmaya başlayabilir. Ancak insanın içinde büyüyen hasretin kolay kolay eskimediği ifade ediliyor.

SON SORU: “YARIN UMUT VAR MI?”

Şarkı, kesin bir cevap vermek yerine bir soruyla sona eriyor:

“Hey gardiyan… görüş var mı?
Bugün değilse…
Yarın umut var mı?”

Bu final, eserin yalnızca hapishaneyi değil, özgürlüğünü bekleyen herkesin içindeki umut duygusunu anlattığını ortaya koyuyor.

“Hey Gardiyan”, demir kapıların ardında geçen yılları; aile özlemini, yalnızlığı, pişmanlığı, kaybedilen zamanı ve özgürlüğe duyulan umudu aynı hikâyede buluşturuyor.

Şarkının merkezinde ise tek bir duygu var: İnsan özgürlüğünü kaybettiğinde yalnızca dışarıdaki hayatından değil, zamanın geri getirilemeyecek parçalarından da mahrum kalıyor.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter