featured

BUNLAR ŞIMARIKLAR

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Magazin dünyasında 40 yılı geride bıraktıysanız bazı şeyleri unutmanız mümkün değildir.
İnsanları ilk günlerinden tanırsınız. Kimlerin bir fotoğrafının çıkması için uğraştığını, kimlerin “Neden benim haberimi yapmıyorsunuz?” diye sitem ettiğini, kimlerin muhabir görünce yanına çağırdığını, kimlerin gazetelerde küçücük bir haberinin çıkmasına bile sevindiğini hatırlarsınız.
Sonra yıllar geçer…
Bir bakarsınız dün haber olmak isteyenlerden bazıları bugün gazetecilere gazetecilik öğretmeye başlamış.
İki dizide oynayan kendisini star sanıyor.
Sosyal medyada milyonlara özel hayatını açan, tatilinden bikinili fotoğraflarını paylaşan, gittiği mekânı, yediği yemeği, giydiği kıyafeti takipçilerine gösteren bazı isimler; iş gazetecinin soru sormasına gelince bir anda ulaşılmaz “yıldız” oluveriyorlar.
Kusura bakmayın ama ben bunlara tek kelimeyle şımarıklık diyorum.
Bunlar şımarıklar!
SAÇIMIZ AĞARDI AMA MESLEĞİMİZDEN UTANMADIK
Evet…
Saçlarımız ağardı.
Sakallarımız ağardı.
Aramızda dede olanlar var.
Ama gazetecilik yaptığımız için utanmadık.
Mesleğimize ihanet etmedik.
Bugün gazetelerin eski magazin servisleri olmayabilir. Birçoğumuz internet haberciliğine geçmiş olabiliriz. Teknoloji değişti, gazeteler değişti, kameralar değişti, haberin okuyucuya ulaşma şekli değişti.
Ama gazeteciliğin temel kuralı değişmedi:
Haberin peşinden gidersin, soru sorarsın, araştırırsın ve insanlara ulaştırırsın.
Biz yıllarca bunu yaptık.
Gece kulübünün kapısında sabahladığımız da oldu, havaalanında saatlerce beklediğimiz de…
Setlere gittik, konserlere gittik, galalara gittik.
Yağmurda bekledik, soğukta bekledik.
Bugün bazı insanların küçümsediği magazin muhabirleri, yıllarca onların kariyerlerinin kamuoyuna ulaşmasında önemli rol oynadı.
Şimdi bazıları çıkmış o insanlara tepeden bakıyor.
Kusura bakmayın.
Buna sessiz kalmam.
PELİN KARAHAN OLAYINDA YAŞADIĞIMI UNUTMADIM
Geçtiğimiz günlerde başıma gelen bir olayı köşemde yazdım.
Pelin Karahan…
Oyunculuğunu beğendiğim bir isimdi.
“Kavak Yelleri” dönemlerinde başarılı bulurdum. Uzun zamandır ortalarda fazla görünmüyordu. Bir reklamda karşıma çıkınca sevindim.
Bir gazeteci olarak kendisiyle röportaj yapmak istedim.
Telefonunu buldum ve aradım.
Karşılaştığım tavır beni şaşırttı.
“Beni nasıl arıyorsunuz, menajerimi aramanız gerekiyor” şeklinde sert bir karşılık aldım ve telefon yüzüme kapandı.
Ben de menajerini aradım.
Olanları anlattım.
Menajeri gayet düzgün bir şekilde konuştu ve özür diledi.
Fakat Pelin Hanım’dan bir telefon gelmedi.
Bekliyor muyum?
Hayır.
Mesele zaten benim telefon beklemem değil.
Mesele saygı.
Bir gazetecinin sizi araması hakaret değildir.
Röportaj vermek istemiyorsanız, “Teşekkür ederim Yaşar Bey, şu anda röportaj vermiyorum” dersiniz.
Biter.
GELELİM ECE ERKEN MESELESİNE…
Ece Erken’i de yıllardır tanırım.
Bu nedenle bugün magazin gazetecileri hakkında kullanılan bazı ifadeleri görünce geçmişi hatırlamadan edemiyorum.
Dün magazin sayfalarında görünmek isteyen insanların bugün dönüp magazin gazetecilerini küçümsemesini kabul etmiyorum.
Hele hayatını yıllarca bu mesleğe vermiş insanlara “dedikoducu” gibi ifadelerle tepeden bakılmasını hiç kabul etmiyorum.
Ece Hanım…
Bizim saçlarımız beyazlamış olabilir.
Sakallarımız ağarmış olabilir.
Yaşımız ilerlemiş olabilir.
Ama yılların emeğini birkaç küçümseyici sözle yok sayamazsınız.
NURETTİN SOYDAN’A “DEDİKODUCU” DEMEK BU KADAR KOLAY DEĞİL
Nurettin Soydan bu mesleğe yıllarını vermiş bir magazin gazetecisidir.
Başarılıdır, deneyimlidir ve magazin basınının ustalarından biridir.
Eleştirebilirsiniz.
Fikrini beğenmeyebilirsiniz.
Yaptığı bir yoruma karşı çıkabilirsiniz.
Ama yıllarını gazeteciliğe vermiş bir insanın mesleğini küçümsemeye kalkarsanız orada ben de sözümü söylerim.
Başkalarının özel hayatını televizyon ekranlarında yorumlayacaksınız, magazin üzerinden program yapacaksınız, sonra dönüp o haberleri üreten gazetecilere “dedikoducu” diyeceksiniz.
Yok öyle!
MUHABİR ARKADAŞLARIMA DA BİR ÇİFT SÖZÜM VAR
Kendinizi kullandırmayın.
Bir menajer sizi arayıp, “Sanatçımız şu saatte havaalanında olacak” diyorsa gidip görüntünüzü alın, sorunuzu sorun.
Ama sizi özellikle çağırıp kameraları görünce “Aaa, siz nereden çıktınız?” tiyatrosu yapanların oyununa da alet olmayın.
Menajerin her söylediğini haber diye kabul etmeyin.
PR çalışmasını gazetecilik zannetmeyin.
Sorunuzu sorun.
Haberinizi araştırın.
Doğruysa yazın.
Yanlışsa yazmayın.
Ama kimsenin sizi aşağılamasına da izin vermeyin.
ŞÖHRET GEÇER, ARŞİV KALIR
40 yılda o kadar çok şey gördüm ki…
Bir zamanlar yanına yaklaşılmayan isimlerin yıllar sonra “Beni neden artık çekmiyorlar?” diye sorduğunu da gördüm.
Bir fotoğrafı için onlarca muhabirin beklediği insanların birkaç yıl sonra kameraların karşısına çıkabilmek için uğraştığını da gördüm.
O yüzden kimse bugünkü alkışa fazla güvenmesin.
Bugün milyon takipçiniz olabilir.
Bugün diziniz reyting rekorları kırabilir.
Bugün reklam yüzü olabilirsiniz.
Ama yarının ne getireceğini kimse bilemez.
Biz yaşlandık.
Saçımız, sakalımız ağardı.
Ama hafızamız hâlâ yerinde.
Kimin dün ne söylediğini, bugün ne söylediğini biliyoruz.
Kimin gazeteciyi görünce sevindiğini, kimin sonradan havaya girdiğini de hatırlıyoruz.
O yüzden yazımın başlığını özellikle böyle koyuyorum:
BUNLAR ŞIMARIKLAR!
Çünkü şöhret insanı büyütmez.
İnsanın gerçek büyüklüğünü, kendisine ihtiyacı olmayan insanlara nasıl davrandığı gösterir.
Nice starlar gördük, nice şöhretler gelip geçti.
Biz hâlâ buradayız.
Kalemimiz de elimizde.
Arşiv de burada.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter