Yeşilçam’ın unutulmaz isimlerinden Engin Koç, uzun yıllar İstanbul’un yoğun temposunda yaşadıktan sonra artık daha sakin bir yaşamı tercih ediyor. Koç, İstanbul’u sevdiğini ancak kalabalık ve yoğun enerjinin artık kendisini yorduğunu belirterek, “İstanbul çok keyifli bir şehir ama uzun süre kalmak için uygun değil. İnsan artık kafa dinleyebileceği, ruhunu dinlendirebileceği yerler arıyor” dedi.
Doğayla iç içe yaşamanın kendisine huzur verdiğini söyleyen Koç, köy hayatını şöyle anlattı: “Burada ekinler oluyor, mevsimi gözlemliyorsunuz; önce yemyeşil bir doğa örtüsü, sonra sarıya dönüyor. Burası adeta bir ressamın tuvali gibi; yaşamı, doğayı ve zamanı hissediyorsunuz.”
Meslek hayatına dair de değerlendirmelerde bulunan Koç, mankenliği her zaman çok sevdiğini, sinema ve dizi projelerine de değer verdiğini ifade etti. “Banu Alkan, Harika Avcı, Hülya Avşar ve Serpil Çakmaklı ile yıllarca film çektim. Benim için mankenlik ilk göz ağrım oldu. Yurt dışında Türkiye’yi temsil ettim, bu benim için büyük bir gurur kaynağıydı” dedi. Ancak günümüz sektörünün artık mekanikleştiğini de ekledi: “Artık o mankenlik yok, o işlerin duygusu kalmadı.”
Koç, Yeşilçam döneminde film çekmenin daha zor olduğunu ve hataların geri dönüşünün olmadığını belirterek, günümüz dizilerinin ve filmlerin reyting odaklı olduğunu söyledi.
Eşi Pınar ve oğlu Burga Koç da köyde zaman geçirmenin huzur verdiğini dile getirdi. Aile, şehir hayatının stresinden uzak, doğayla uyumlu bir yaşam tarzını benimsemiş durumda.
