Haber Konseyi | Doğru Tarafsız Gazetecilik

BİR SORUDAN FAZLASI | Kardeşimin yanında hep gölgede kalıyorum, ben nerede yanlış yaptım?

BİR SORUDAN FAZLASI | Kardeşimin yanında hep gölgede kalıyorum, ben nerede yanlış yaptım?
5 views
22 Ocak 2023 - 11:27

Prens Harry’nin “Spare” (yedek) adlı kitabı haftalardır gündemden düşmüyor. Satışa çıktığı ilk gün, 1 milyondan fazla satarak rekor kıran kitabın en dikkat çekici bölümlerinden birinde Harry, ağabeyi Prens William’a bir şey olursa, organ nakli gerekirse diye dünyaya getirildiğini iddia ediyor. Onlar İngiltere Kraliyet Ailesi mensubu olsa da bu problemler birçoğumuz için çok tanıdık, zira her ailede kardeşler arası kıskançlık ve rekabet yaşanabiliyor. Biz de Bir Sorudan Fazlası’nın bu bölümünde prens ya da prenses olmasalar da kardeşler arası rekabet yaşayan, ailesi tarafından ayrımcılığa maruz kaldığını düşünen kişilerle konuştuk.

‘Spare’de özel hayatına dair çarpıcı detaylar anlatan 38 yaşındaki Sussex Dükü Harry, 40 yaşındaki ağabeyi Prens William’ın kan, ilik ya da organ bağışına ihtiyaç duyması ihtimaline karşı doğduğunu bilerek büyüdüğünü iddia etti.

Dünyaya geliş sebebinin kendisine erken yaşlardan itibaren açık açık anlatıldığını ve bu fikrin hayatı boyunca düzenli olarak pekiştirildiğini yazan Prens Harry, “Ben gölgeydim, destek için oradaydım. Ben B Planı’ydım. William’ın başına bir şey gelmesine karşı bir önlem olarak dünyaya getirilmiştim” ifadelerini kullandı. Harry, ebeveynlerinin, büyükanne ve büyükbabasının kendisinden ‘yedek’ ağabeyinden ise ‘varis’ olarak bahsettiklerini de belirtti.

Çocukluk yıllarında William’ın tabağına, Harry’den daha fazla yiyecek koyulduğu, zira William’ın “geleceğin kralı” olduğu için iyi beslenmesi gerektiği de kitapta ortaya atılan iddialar arasında.

Harry’nin anlattıkları bir yandan dünyayı ayağa kaldırdı ama bir yandan da birçoğumuza tanıdık geldi. Sonuçta kardeşi olup da ufak tefek kavgalar etmeyen, kıskançlık yaşamayan, rekabet içine girmeyen yoktur. Bu gayet normal, hatta sağlıklı bir olgu. Diğer yandan kardeşler arası çekişmelerin nedenleri arasında, kıskançlıktan ziyade ebeveynin paylaşılamaması ağır basıyor. Haliyle bu durumun gelişiminde anne babaların tutumları büyük rol oynuyor.

Yani Kraliyet ailesinde tahtın ilk sıradaki varisi ile geri planda kalan kardeşinin rekabeti kadar büyük ölçekli olmasa da kardeş şikayetlerinin hepsi çok benzer. Bizde de ailenin tek erkeği ya da tek kızı diye el üstünde tutulan, yeni kardeş geldiğinde pabucu dama atılan, aniden kendini gözden düşmüş ve evin hakimiyetini kaybetmiş hisseden pek çok insan var.

Çocukluklarından beri rekabet halinde olan, birbirine küsen, kavga eden, içten içe kendini yiyen kardeşlerin anlattıklarını okuyunca siz de “Bu hikayeler de prenslerinkini aratmıyor” diyeceksiniz.

 

’40’IMA GELDİM REKABET HÂLÂ DEVAM EDİYOR’
Hakan Ç. (40)

Biz iki erkek kardeşiz, ben ailenin büyük çocuğuyum. Kardeşimle aramda 5 yaş var. O doğmadan önce altın çağımı yaşamışım ama maalesef o yılları hatırlamıyorum. Çocukluğuma dair hatırladığım tek şey kardeşim doğduktan sonra artık anne ve babamın beni eskisi gibi sevmediğiydi.

Ne yapsam ne etsem de ailemin ilgisini çekemiyordum artık. Şimdi diyeceksiniz ki “Klasik kardeş kıskançlığı yapmışsın”. Evet, belki basit bir kardeş kıskançlığı ile başladı ama yıllardır aynı ruh hali sürüyor, ilk günkü gibi. 40 yaşıma geldim hâlâ aramızdaki rekabet devam ediyor. Gerçi rekabet içinde olan benim, kardeşimin bir şey yapmasına gerek yok, zaten yarışın galibi o.

“Sen büyüksün, kardeşin sana vursa da sen el kaldırma” diye diye çocukluğum kardeş dayağı demekle geçti. Annemle babam bariz ayrım yapıyor ve bunun normal olduğunu düşünüyordu. Ergenliğimiz ve ilk gençlik yıllarımız da böyle sancılı geçti. Kardeşim aşırı şımarık bir çocuktu, 35 yaşına geldi aynı şımarıklık devam ediyor.

Üniversiteye hazırlanırken benim sadece yaşadığımız yerdeki üniversiteyi yazmama izin verdiler. Okul bitince de baba mesleğini ben devraldım. Onlara karşı hiçbir zaman saygıda kusur etmedim, ne istedilerse gönüllerini hoş ettim ama ben çile çekendim, küçük kardeşim sefasını sürendi. Ailem bana altın bilezik verdi ama tüm övgüleri kardeşim aldı.

Kardeşimin şirketimizle hiç alakası yoktu, ne zaman ihtiyacı olsa parası hesabına yatıyordu niye çalışacaktı ki… Üniversiteyi İstanbul’da istediği bölümde okudu, kimse tek bir kelime etmedi. Üstüne yurt dışına yüksek lisans yapmaya gitti. Ben gece gündüz çalışıp küçük beyimizin parasını gönderdim. Tüm bunlar olurken ister istemez kendimi onunla kıyaslıyor ve içten içe rekabet ediyordum.

Onun yerinde olmak istiyordum; hem hiçbir çaba harcamıyor hem de ailenin gurur kaynağı oluyordu. Aşırı özgür ruhlu, kimseyi umursamayan tavırları ben sinirlendiriyordu. Bir işe girmişti ama asla geçinemiyordu, sürekli şirkete gelip babamdan para alıyordu. Gece yarılarına kadar çalışan bendim ama kazandığım parayı benden rahat harcıyordu.

Bence bu kıskançlık değil, haksızlığa adaletsizliğe baş kaldırmak…

Ailemin çocukluğumuzdan beri gelen bu yanlış tutumları resmen iki kardeşi birbirine düşman etti. Ben de çok istedim kardeşimle dost olayım, birbirimizi koruyup kollayalım, sırtımızı birbirimize yaslayalım. Kardeşim sırtını bize yasladı ama bana yaslanacak ne sırt kaldı ne de omuz. Ailemle ne kadar konuşursam konuşayım asla bana hak vermiyorlar. Yıllardır şirketimiz için canla başla çalıştığım halde kardeşimle hisse payımız aynı.

Sonunda fena patladım ve tüm gemileri yaktım. Madem çalışmadan para kazanılıyor ben de şirkete gitmeyi bıraktım. Ailem tabii ki bana sırt çevirdi, kardeşim de konuşmuyor. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış ya işte o köyden kovulan benim.

‘İKİ KARDEŞ BİR ABİM EDEMİYORUZ’
Şeyda D. (37)

Biz üç kardeşiz, abim benden 2 yaş büyük, erkek kardeşim ise 2 yaş küçük. Ailenin ilk çocuğu ve ilk erkek veliahtı olarak dünyaya gelen abim hep ailemizin biriciği, en değerlisi, aslanı, paşası oldu. Annem ayrı titredi üzerine babam ayrı… Ben ve küçük erkek kardeşim, hep abimin gölgesinde kaldık.

Çocukken pekiyi dolu karnelerimiz, takdir belgelerimiz de onun gölgesinde kalmaktan kurtarmadı bizi. Annem Yemek koyarken bile onu daha bir kayırıyordu ama bunu yüzüne söylediğimizde inkâr ediyordu. Çocukları arasında ayırım yapmadığına bizi ikna etmek için hep o klasik ve her duyduğumda nefret ettiğim örneği veriyordu. Bir anneye sormuşlar: “En çok hangi çocuğunu seviyorsun?” diye. Demiş ki, “Hepsine canım kurban, ama küçük büyüyene, hasta iyileşene, uzaktaki yakına gelene kadar gözbebeğimdir”. Ama biz hasta olsak da uzağa gitsek de en küçük olsak da annemin gözbebeği hiç değişmiyordu.

Bizimki Kardeş Kıskançlığı değildi aslında anne babamızın abime gösterdiği ilgiyi kıskanıyorduk. Hal böyle olunca abimle daha mesafeli erkek kardeşimle daha yakın olmaya başladık. Düşmanımız ortaktı sonuçta…

İnanın çocukken bazen tatlı gelen o çatışmalar büyüdükçe daha da can acıtmaya başladı. Ben kendimden geçmiştim, kardeşim için çok üzülüyordum. O kadar hassas, o kadar sevgiye aç bir çocuktu ki anne babamın gösteremediği sevgiyi ona göstererek eksiğini kapatmaya çalışıyordum.

Büyüdük, okullara gittik, iş güç sahibi olduk. Ne yaptıysak kendi çabamızla bugünlere geldik. Abime ise her şey altın tepsi ile sunuldu. Okulunu yarıda bıraktı, babamın paraları ile defalarca iş kurdu batırdı, “Aslanıma feda olsun” dendi. Ama kardeşim “Yurtta çalışamıyorum, eve çıkayım” dediğinde “Durumumuz iyi değil” dediler. Ben araba almak için borç para istediğimde yine “Çok borcumuz var” cevabı gecikmedi. Doğru çok borçları vardı; abimin batırdığı işleri toparlamak için bankadan sürekli kredi çekmek zorunda kaldıkları için…

Anne babamı bizi bu şekilde dışladıkları için affedemiyorum ve ne yalan söyleyeyim eşimin ailesini daha çok seviyorum. Çocukları arasında asla ayrım yapmıyorlar, gelinlerine damatlarına kendi çocukları kadar değer veriyorlar, herkes birbirine çok bağlı. Kendi ailemden görmediğim ilgiyi onlardan gördüğümden dolayı benim için kendi ailemden daha kıymetliler artık.

‘EZELİ REKABETİ ÇOCUKLARIMIZ DEVRALDI’
Murat B. (35)

Biz 3 erkek kardeşiz. Ben ortanca olanım.Abim büyük çocuk olmanın, kardeşim de küçük çocuk olmanın avantajını yaşarken, ben hep arada kalmış hissi yaşadım. Benimle ilgili her şey arada kaynıyor gibi hissederdim, hâlâ da öyle olduğunu düşünüyorum.

Mesela babam abime bisiklet kullanmayı öğretti ama bana öğretmedi. Aynı şekilde araba kullanmayı da abime babam öğretti, “Ben de öğrenmek istiyorum” dediğimde ise “Daha erken” diye cevap verdi.

Abimin direksiyonu öğrendiği yaşa geldiğimde tekrar söyledim, bu sefer de “Abin usta şoför oldu, o öğretsin sana” dedi babam. Ama kardeşimin araba kullanmaya başlayacağı yaşta yine o geçti direksiyonun başına. Babamdan araba kullanmayı öğrenmek bir ayrıcalıktı benim için ama o mertebeye ulaşamadığım için kendimi hep eksik gördüm ve sırf bu yüzden iyi araba kullanamadığımı düşünüyorum. Bunun gibi sayısız örnek sıralayabilirim size ve bunlar benim hayatımı çok etkiledi.

Kardeşlerimle aram kötü olmadı ama hep içten içe onlarla rekabet ettim. Kendimi hep değersiz, gölgede kalmış, ikinci sınıf insan gibi hissettim. Onların övgü aldığı konularda göze girmek için var gücümle çabalardım, en iyisini yapmaya çalışırdım ama nafile… Sanki Casper gibi beni ne gören ne de duyan vardı.

Büyüdük, evlendik, çocuklarımız oldu ama tarih tekerrürden ibaret olmaya devam etti. Şimdi de eşim ve çocuklarım rekabetin tam ortasında. Ailemin gözünde varsa yoksa diğer torunları. Üstelik diğer iki gelinlerinden inanılmaz korktukları için önlerinde el pençe divan kesiliyorlar. Diğer torunlar onları ziyarete gelince evde bayram havası yaşanıyor, biz gidince sıradan bir gün. Bayramlardaki harçlıklarını bile farklı veriyorlar.

Abimin çocukları özel okula gidiyor, benimkiler devlet okuluna… Geçtiğimiz yıl bir sohbet arasında babamın kıymetli torununun özel okul parasının yarısını üstlendiğini öğrendim ve beynimden vurulmuşa döndüm. Çocuğumun da benim kaderimi yaşaması beni o kadar üzdü ki… Anlamadım ki ben ne yaptım anne babama da bana bunları yaşatıyorlar. Kardeşlerimin yanında hep ikinci plandayım, ben nerede yanlış yaptım?

* * * * *

‘BU İLKEL DUYGU YAŞ ALDIKÇA OLGUNLAŞTIRILMAZSA YETİŞKİNLİKTE DE DEVAM EDER’

Uzman Psikolojik Danışman Mehmet Akif Aydın, kıskançlığın temelinin doğuştan olduğunu, bu durumun en hafifinin kardeş doğdu diye üzülmek olduğunu, daha ağır olanların ise sert rekabete, hatta kardeşe zarar vermeye kadar gittiğini belirtti.

“Bu ilkel duygu yaş aldıkça olgunlaştırılmazsa yetişkinlik yıllarında da devam eder. Herhangi bir kardeşin sahip olduğu güzellik, yakışıklılık gibi her türlü fiziksel özellikler, cinsiyet, sahip olunan statü/maddi kazanımlar ve öne çıkan yetenekler diğeri için huzursuzluk kaynağıdır” diyen Aydın, kardeşinin sahip olduğu iyi ve ayrıcalıklı özelliklere sahip olmayan kişinin bir aşağılanma ve başarısızlık hissettiğini, kendini ispat etme gayretine girmeye çalıştığını ifade etti.

Peki ailelerin çocukları arasında ayrım yapması bu çocukların psikolojisini nasıl etkiliyor? Hem el üstünde tutulan hem de kendini değersiz hisseden kardeşlerin psikolojileri bu durumdan nasibini nasıl alıyor?

Aydın, ayrımcılığın bilinçdışı yapıldığını ve kardeşler arası düşmanlığın oluşmasına neden olduğunu, çoğu aile bunu reddetse de bir çocuğa daha iyi ve esnek, diğerine daha katı ve ilgisiz davranmanın yaygın görüldüğünü söyledi.

Anne ve babaların, çocuklarını dünyaya getirirken zihinlerinde bir tasarladıkları çocuğu, cinsiyetinden davranışlarına kadar şekillendirmek için bir beklenti içine girebileceklerini vurgulayan Aydın, bunu bir örnekle açıkladı:

“Mesela anne ve babaların ‘Erkek çocuğum olsun, bizlere saygılı olsun’, ‘Akıllı olsun, iyi okullar okusun’ gibi beklentileri olabilir ve bunu elde etmişlerse o çocuğa karşı iyi davranışlar sergileyebilirler. Ya da tam tersi aileye katılan ikinci çocuk son derece hareketli ve itaat sevmeyen biriyse onunla sürekli bir mücadele halinde ilişki geliştirebilirler. Bu nedenle aileler büyük çocuğun davranışlarını onaylayıp ona saygı duyarken diğerine karşı daha sert davranabilir, söz hakkını sınırlayabilirler.”

El üstünde tutulmanın da aslında konforlu olmadığını söyleyen Aydın, el üstünde tutulan çocuğun, anne ve babası tarafından sevilmenin ve onaylanmanın rahatlığını yaşamakla birlikte bir gün bunu kaybetme endişesi de taşıdığını, yapacağı bir hatanın bile ona fazla görülebileceğini ve gözden düşmesine neden olabileceğini düşündüğünü belirtti.

Aydın, “Kendini değersiz hisseden çocuk bu eksik duyguyu ya arkadaşlarında, ya kariyerinde tamamlamaya çalışır ya da herkesle rekabet eden, değersizleştirici ilişkiler kuran, kibirli veya sürekli ezilen kurban görünümünde bir birey haline gelebilir” dedi.

The Guardian’a konuşan Psikanalist Ajay Khandelwal, “Mesleki deneyimlerime göre, erkek kardeşler saldırganlık ve kıskançlık hislerine, hatta çocukluktan itibaren yıllarca devam edebilen öldürücü duygulara sahip olabilirler. Çoğu kardeş, erken yaşlardan itibaren farklılıklarıyla boğuştuktan sonra çatışmaları çözmenin bir yolunu buluyor” dedi.

ADALETİ SAĞLAMAK KARDEŞLER ARASI KISKANÇLIĞI AZALTIR

Peki kardeşler arası rekabet oluşmaması için aileler nelere dikkat etmeli?

Uzman Psikolojik Danışman Mehmet Akif Aydın, kardeşlerin iyi geçinmeleri için ebeveynlerin neler yapması gerektiğini anlattı.

Ailelerin zihinlerindeki beklentiyi masaya yatırmaları ve çocuklarının her birinin farklı özelliklerini kabul edecek olgunluğa sahip olmaları gerektiğini belirten Aydın, şunları söyledi:

“Farklılıklar zenginlik olarak görülmeli, doğrular sadece anne babanın doğruları olmamalı. Anne babalar çocukların sahibi gibi davranmamalı, kendilerini yetiştirilmelerinde en önemli manevi göreve sahip rehberler görmeli. Her çocuğun mutlaka sevgiye, kapsanmaya, farklı özellikleriyle öne çıkmaya ihtiyacı vardır. Sevgiyi ve güveni eşit veya eşite yakın derecede paylaşarak adaleti sağlamak kardeşler arası kıskançlığı azaltır ve onların daha iyi geçinmelerine vesile olur.”

Aydın’a göre, en önemlisi anne ve babaların kendi kişilik yapılarında kıskançlıklar varsa bunun nedenlerine odaklanarak ve hatta gerekirse bir psikolojik destek alarak bu durumun üstesinden gelmeleri. Zira “Üzüm üzüme baka baka kararır” sözünde olduğu gibi bu olgunluk çocuklara da sirayet ediyor. Anne ve baba kişilik olarak ne kadar olgunsa çocuklarını da o oranda olgunlaştırabiliyor.

KARDEŞ ŞİKAYETLERİNİN HEPSİ ÇOK TANIDIK

The Guardian Avusturalya’nın yazarlarından Bridie Jabour, geçtiğimiz günlerde köşesinde Harry’nin bazı şikayetlerinin kulağa ne kadar önemsiz geldiğinden bahsetti.

“Prens Harry, kardeşinin sakalını beğenmemesine üzüldü. Prens Harry, kardeşinin okulda onunla takılmak istememesine üzüldü. Bunlar kardeşi olan herkesin aşina olduğu durumlardır” diyen Jabour, İngiltere Kraliyet Ailesi’nde olsa da kardeş şikayetlerinin hepsinin çok tanıdık olduğunu ifade etti.

Jabour, Harry’nin röportajlarında ve kitabından alıntılarda gözüne çarpan şeyin, onun sıradan ıstırabı olduğunu belirtti ve ekledi:

“Kardeşinle kavga edersin, kardeşini özlersin, kardeşinin seni anlamasını istersin ama kardeşini sevdiğini kimse bilmez. Kardeşleriniz büyük olasılıkla hayattaki en uzun ilişkinizi yaşayacağınız kişilerdir. Anne babanızı kaybettiğinizde sizi tüm hayatınız boyunca tanıyan tek kişi erkek ve kız kardeşleriniz olacak.”

Hayatın Her Alanına Dair Haberler Hakkında Tarafsızca Doğru Bilgiye Ulaşmanın Yolu ! Bizi Okuyun Haberiniz Olsun !