Yazan: Yaşar Çakmak
1999 Marmara Depremi’nin üzerinden tam 27 yıl geçti.
O gün binlerce insanımızı toprağa verdik. On binlerce aile dağıldı. Milyonlarca insan korkuyla yaşamayı öğrendi.
Ardından yıllarca aynı cümleleri duyduk:
“Ders çıkardık.”
Peki gerçekten çıkardık mı?
Ne yazık ki hayır.
Çünkü bugün İstanbul’un dört bir yanı şantiye alanına dönmüş durumda. Elbette buna itirazım yok. Aksine, çok daha önce başlaması gereken kentsel dönüşüm çalışmalarının bugün hız kazanmasını destekliyorum.
Kahramanmaraş merkezli depremler bize bir kez daha gösterdi ki çürük binaların içinde yaşamaya devam etmek intihar etmektir.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın İstanbul’da dönüşüm çalışmalarını hızlandırması elbette önemli ve gereklidir.
Ancak…
Bir başka gerçek daha var.
Bu şehirde yaşayan milyonlarca insanın da yaşama hakkı var.
Bugün Avcılar’a gidin…
Sabahın erken saatlerinde beton kırıcılarının sesiyle uyanırsınız.
Kepçeler…
Kamyonlar…
Hiltiler…
Vinçler…
Toz…
Gürültü…
Sanki haftanın ortası…
Hayır…
Günlerden pazar.
İnsanların haftanın altı günü çalıştıktan sonra nefes alabildiği tek gün.
Ama o gün bile sabahın erken saatlerinde başlayan inşaat gürültüsü yüzünden insanlar evinde oturamıyor.
Bebekler uyuyamıyor.
Yaşlılar dinlenemiyor.
Gece vardiyasından çıkan insanlar uyuyamıyor.
Sınava hazırlanan gençler ders çalışamıyor.
Hasta insanlar dinlenemiyor.
Soruyorsunuz…
“Bugün pazar. Çalışmanız yasak değil mi?”
Aldığınız cevap şaşırtıyor.
“Bizim pazar çalışma iznimiz var.”
Peki kim veriyor bu izni?
Merak edip belediyeyi arıyorsunuz.
Belediyeden gelen cevap daha da ilginç.
“Biz vermiyoruz. Kaymakamlık bazı inşaatlara izin veriyor.”
İşte tam burada vatandaşın kafası karışıyor.
Bir kurum “ben vermiyorum” diyor.
Diğeri işaret ediliyor.
Ortada izin var.
Ama bu iznin hangi kriterlere göre verildiğini bilen yok.
Hangi inşaatlar çalışabilir?
Hangileri çalışamaz?
Vatandaş bilmiyor.
Mahalle bilmiyor.
Apartman bilmiyor.
Şeffaflık yok.
Evet…
Deprem gerçeği var.
Kentsel dönüşüm durmamalı.
Çürük binalar mutlaka yıkılmalı.
İstanbul depreme hazırlanmalı.
Bunun aksini söylemek akıl dışı olur.
Ama hazırlık yapmak demek, insanların yaşam hakkını yok saymak değildir.
Devlet vatandaşını sadece depremden korumaz.
Yaşam kalitesini de korur.
Haftanın yedi günü, sabahın köründe matkap sesiyle uyanan bir toplum oluşturamazsınız.
Bu şehirde yaşayan milyonlarca insanın psikolojisi zaten bozulmuş durumda.
Ekonomik sıkıntılar…
Geçim derdi…
Trafik…
Stres…
Ve üzerine bitmeyen inşaat gürültüsü…
Bir de insanların tek dinlenme günü olan pazarı ellerinden alırsanız geriye ne kalır?
İşin en acı tarafı ise vatandaşın muhatap bulamaması.
Belediye başka adres gösteriyor.
Kaymakamlık başka.
İnşaat firması “izin aldık” diyor.
Vatandaş ise çaresizce pencereyi kapatıp gürültünün bitmesini bekliyor.
Bu mudur sosyal devlet?
Bu mudur vatandaş memnuniyeti?
Buradan yetkililere açık çağrıda bulunuyorum.
Deprem hazırlıkları hız kesmesin.
Kentsel dönüşüm daha da hızlansın.
Riskli binalar bir an önce yıkılsın.
Kimsenin buna itirazı yok.
Ama pazar günü konusunda yeni bir düzenleme yapılmalıdır.
Gerçekten acil ve zorunlu olmayan çalışmalar haftanın diğer günlerinde yapılmalıdır.
Pazar günü verilen çalışma izinleri yeniden gözden geçirilmelidir.
Eğer istisnai izin veriliyorsa bunun gerekçesi kamuoyuna açıkça anlatılmalıdır.
Vatandaş neden gürültüye maruz kaldığını bilmelidir.
Unutmayalım…
İnsan sadece güvenli evlerde yaşamaz.
İnsan huzurla da yaşar.
Bir şehrin geleceği sadece yapılan binalarla değil, o şehirde yaşayan insanların mutluluğuyla ölçülür.
Beton dökmek kolaydır.
Ama insanların sabrını tükettiğinizde onu geri kazanmak çok zordur.
İstanbul’u depreme hazırlayalım.
Ama bunu yaparken insanların yaşam hakkını, huzurunu ve dinlenme hakkını da koruyalım.
Çünkü bir milletin en doğal hakkı, haftada en az bir gün evinde sessizlik içinde dinlenebilmektir.
Bırakın insanlar hiç olmazsa pazar günü dinlensin.
