İngiliz basınından The Telegraph, İsrail’in İran’da rejim değişikliği hedefiyle hazırladığı ve Kürt silahlı grupların kullanılmasını öngören gizli bir planın Türkiye’nin itirazları nedeniyle hayata geçirilemediğini öne sürdü.
Haberde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun İran’daki yönetimi devirmeye yönelik kapsamlı planı ABD Başkanı Donald Trump’a sunduğu, ancak Ankara’nın sert tutumu ve Washington’daki bazı yetkililerin itirazları sonrasında operasyonun rafa kaldırıldığı iddia edildi.
İran savaşının ilk döneminde ABD ve İsrail’in, İran’ın batısında bulunan Kürt grupları sahaya sürmeye yönelik planlar yaptığına ilişkin farklı kaynaklarda da haberler yayımlandı. Bazı kaynaklar, binlerce savaşçının Irak üzerinden İran’a geçirilmesinin ve hava desteğiyle ilerlemesinin planlandığını aktardı.
HEDEF İRAN’DA REJİM DEĞİŞİKLİĞİYDİ
The Telegraph’ın aktardığı iddiaya göre planın temel amacı, İran’ın batısında Kürt grupların harekete geçirilmesiyle İran güvenlik güçlerinin dikkatini dağıtmak ve ülkede daha geniş bir ayaklanmanın önünü açmaktı.
Plana göre Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi üzerinden İran’a geçmesi planlanan silahlı gruplar, İran’ın batısındaki bölgelerde rejim karşıtı hareketliliği artıracaktı.
Bu planın, yalnızca askeri bir operasyon olarak değil, İran yönetimini zayıflatacak daha geniş kapsamlı bir rejim değişikliği stratejisinin parçası olarak değerlendirildiği belirtildi.
Daha önce yayımlanan Reuters ve New York Times haberlerinde de İsrail’in İran’daki Kürt gruplarla temas kurduğu ve savaşın ilk günlerinde İran’ın batısındaki askeri hedeflerin vurulmasının olası bir Kürt ilerleyişine alan açma amacı taşıdığı aktarılmıştı.
ERDOĞAN’IN İTİRAZI KRİTİK ROL OYNADI
The Telegraph’ın haberinde planın önündeki en önemli engellerden biri olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tutumu gösterildi.
Habere göre Ankara, İran’da silahlı Kürt grupların güçlendirilmesinin Türkiye’nin güvenlik çıkarları açısından ciddi risk oluşturacağı mesajını Washington’a iletti.
Türkiye, sınırlarının hemen ötesinde silahlı Kürt grupların geniş bir alan kazanmasının bölgesel dengeleri değiştirebileceği ve yeni güvenlik sorunlarına yol açabileceği endişesini taşıyor.
Daha önceki haberlerde de Türk yetkililerin ABD yönetimine Kürt grupların İran’a yönelik bir operasyona dahil edilmesine karşı olduklarını ilettiği aktarılmıştı. New York Times, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bu mesajı ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya aktardığını yazmıştı.
BİNLERCE SAVAŞÇI İÇİN HAZIRLIK İDDİASI
Planın en dikkat çekici unsurlarından biri, İranlı Kürt gruplardan binlerce savaşçının İran sınırına geçirilmesiydi.
İddialara göre savaşçıların Irak üzerinden İran’ın kuzeybatısına girmesi, ABD ve İsrail hava gücünün ise bu birliklere destek vermesi planlandı.
Amaç, İran güvenlik güçlerini batı sınırına çekmek ve ülkedeki diğer rejim karşıtı unsurların harekete geçebileceği bir ortam oluşturmaktı.
Ancak Kürt grupların kendi siyasi geleceklerine ilişkin güvence talep etmesi, ABD yönetiminin operasyonun sonuçları konusunda çekinceleri ve Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerinin itirazları planın uygulanmasını zorlaştırdı.
The Guardian da daha önce ABD ve İsrail’in İran’daki etnik grupları harekete geçirme girişimlerinin sonuç vermediğini ve Kürt gruplarla ilgili planın Türkiye’nin güçlü itirazıyla karşılaştığını bildirmişti.
TRUMP SON NOKTAYI KOYDU
İddialara göre plan konusunda nihai karar ABD Başkanı Donald Trump’ın tutumuyla şekillendi.
Trump, savaşın ilerleyen günlerinde Kürt güçlerinin İran’a girmesini istemediğini açıkça söyledi. New York Times’ın aktardığına göre Trump, Kürtlerin savaşa dahil olmasının çatışmayı daha da karmaşık hale getireceği görüşündeydi.
Bu gelişme, İsrail’in rejim değişikliği hedefi açısından önemli bir geri adım olarak değerlendirildi.
The Jerusalem Post da Mossad’ın Kürt güçleri desteklemeye yönelik bir plan hazırladığını ve Trump’ın operasyonu veto ettiğini bildirmişti. Ancak planın neden iptal edildiği konusunda Erdoğan’ın etkisi ile ABD içindeki görüş ayrılıklarının ağırlığı konusunda farklı değerlendirmeler bulunuyor.
İSRAİL PLANI YENİDEN GÜNDEME GETİRMEK İSTEDİ
The Telegraph’ın haberinde, Netanyahu’nun planın tamamen rafa kaldırılmasına rağmen İran’da rejim değişikliği seçeneğinden vazgeçmediği de öne sürüldü.
Netanyahu’nun Trump ile sonraki görüşmelerinde İran’daki yönetimin değiştirilmesi seçeneğini yeniden gündeme getirdiği, ancak ABD Başkanı’nın daha çok ekonomik baskı ve İran’ın nükleer ile füze kapasitesinin sınırlandırılmasına odaklandığı belirtildi.
Bu yaklaşım, Washington ile Tel Aviv arasında İran konusunda hedef ve yöntem farklılıklarının bulunduğu yorumlarını da beraberinde getirdi.
PLANIN İPTALİ BÖLGESEL DENGELERİ ETKİLEDİ
Kürt grupların İran’a yönelik geniş çaplı bir kara operasyonuna dahil edilmemesi, bölgedeki dengeler açısından da önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Türkiye açısından İran sınırında yeni bir silahlı yapının ortaya çıkması, güvenlik ve sınır istikrarı bakımından ciddi bir risk oluşturabilirdi. İran açısından ise böyle bir operasyon, ülkenin toprak bütünlüğü ve rejimin geleceği açısından yeni bir cephe anlamına gelecekti.
Carnegie Endowment da savaşın ilk döneminde İranlı Kürt grupların Irak’tan İran’a yönelik büyük bir saldırıya teşvik edildiğine dair haberler bulunduğunu, ancak planın Erdoğan’ın muhalefeti de dahil olmak üzere çeşitli nedenlerle uygulanmadığını belirtiyor.
GÖZLER YENİ İRAN POLİTİKASINDA
İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarının ardından bölgede dengeler yeniden şekillenirken, Washington ve Tel Aviv’in bundan sonraki adımları yakından takip ediliyor.
Özellikle İran’da rejim değişikliği hedefinin yeniden gündeme gelip gelmeyeceği, ABD’nin ekonomik baskı politikasını ne ölçüde artıracağı ve bölgedeki Kürt grupların bu süreçte nasıl bir rol üstleneceği merak konusu.
The Telegraph’ın ortaya attığı iddialar, Ankara’nın İran dosyasında yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda bölgesel güvenlik açısından da kritik bir aktör olduğunu bir kez daha gündeme taşıdı. Bununla birlikte, planın iptalinde Erdoğan’ın etkisinin ne ölçüde belirleyici olduğu konusunda farklı kaynaklarda farklı anlatımlar bulunuyor; bu nedenle söz konusu iddialar kesinleşmiş bir resmi açıklama olarak değil, basına yansıyan istihbarat ve kaynak değerlendirmeleri olarak ele alınmalı.
