Son günlerde ülkemizde tabiri caizse bir “cinnet dönemi” yaşanıyor. Hemen hemen her gün, kadın cinayetleri ve çocuk istismarı, intihar, tecavüz haberleri ile gözümüzü açıyoruz.
İlk olarak Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedenine ulaşılan ve boğularak cani bir şekilde öldürüldüğü tespit edilen 8 yaşındaki Narin Güran.
Kendi köyünde organize bir cinayet çemberine kurban gitti.
Savunmasız bir çocuk için en güvenli sığınak olan baba evinde, aralarında organize olup özbeöz annesi, babası, amcası, kuzeni 8 yaşındaki bir masumun hayatını neden çalar?
Cinayet çözülmemiş olsa bile kaynağının gelenekçi zihniyet olduğu aşikar.
Narin Güran cinayetinde esefle kınadığım ve zihniyetin içler acısı halini gözler önüne süren bir görüntü de tabutun üstündeki gelinlik…
O yaştaki bir çocuğu gelinlik ile değil kalem ile defter ile bağdaştırmak gerekmez mi? Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır?
Minik Narin’in aslında örf ve adet safsatasından dolayısıyla ilim, irfan eksikliğinden canına kıyıldığı aleni bir şekilde ortada.
Narin Güran cinayetinin acısı dinmemişken İstanbul’da akıl almaz iki vahşi cinayet işlendi.
Psikolojik sorunları olan Semih Çelik (19), 4 Ekim Cuma günü Eyüpsultan’daki evinde Ayşenur Halil’ i (19) boğazını keserek, sonrasında ise Fatih ilçesinde İkbal Uzuner’ i (19) kafasını keserek vücudunu parçalara ayırarak canice katlettikten sonra Edirnekapı surlarından atlayarak yaşamına son verdi. Hayatlarının baharındaki iki genç kız psikolojik sorunları olan,
kendisini kafaya takmış bir akıl hastasının kurbanı oldular. Daha da acısı defalarca gerekli yerlere şikayette bulunulmasına rağmen hiçbir şey yapılmamış olması. Suç işleyip hiçbir şey olmamış gibi elini kolunu sallayanlarla dolu bir ülke olduk.
Bir genç kızın hayatı “psikolojik takıntı” deyip geçilecek kadar ucuz olmamalı.
Son olarak Tekirdağ’da, yazmaya elimin varmadığı, kan donduran olay cinsel istismara uğrayıp beyin kanaması geçiren ve 1 aylık yaşam mücadelesini kaybeden Sıla bebek içimizi yaktı.
2 yaşında daha hayatı başlamayan bir masumun yaşamına son veren, bir masumun canına kıyan olayın failleri ailesiydi. Tıpkı Narin cinayetinde olduğu gibi.
Nasıl bir devire denk geldik ki kutsal dediğimiz, sığındığımız en güvendiğimiz ailemiz tarafından cinsel istismara uğratılıyor, öldürülüyoruz.
Sosyolojik açıdan bakıldığında cinsel istismar ve cinayet olaylarının birçok nedenini ortaya koyabiliriz. Erkek egemen toplumda yaşamak en bariz örnek.
Güç kavramının erkeklere küçük yaşlardan itibaren empoze edilmesi sonucu bu toplumsal çöküntü ile karşı karşıya kalıyoruz.
Kadının yeri bizim toplumumuzda ikinci sırada kalıyor. Fakat en önemli unsur adaletin yeterli düzeyde işlememesi ve caydırıcı yaptırımlar getirilmemesidir.
Bunlara bir çözüm bulunmazsa nice Narin’ler, Ayşenur’lar, İkbal’ler, Sıla’lar ülke gündeminde kısa süre yer alıp bu toplumsal çürümenin kurbanı olurlar.