Son günlerde kulaktan kulağa yayılan bir iddia yeniden Türkiye’nin bitmek bilmeyen linç kültürünü gündeme taşıdı. İddiaya göre oyuncu Ozan Güven, yakın dostu Mehmet Aslantuğ ile birlikte gittiği bir eğlence mekânında bazı kadınların tepkisiyle karşılaştı, yuhalandı ve mekândan ayrılmak zorunda kaldı.
Öncelikle şunu söyleyelim…
Kimsenin ne yaşadığını, olayın nasıl geliştiğini, o gece mekânda tam olarak neler olduğunu bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var:
Bu ülkede artık insanlar mahkeme kararlarından çok sosyal medya mahkemelerine inanıyor.
Birileri suçluyor…
Birileri yargılıyor…
Birileri infaz ediyor…
Ve geriye sadece alkış tutan kalabalıklar kalıyor.
İşte benim itirazım da tam burada başlıyor.
Bugün Ozan Güven olur…
Yarın bir siyasetçi olur…
Öbür gün bir gazeteci…
Sonra bir sanatçı…
Daha sonra sıradan bir vatandaş…
Fark etmez.
Türkiye’de son yıllarda korkutucu bir alışkanlık oluştu. İnsanlar artık adalet istemiyor, infaz istiyor.
Bir kişinin yüzüne karşı bağırmayı cesaret sanıyorlar.
Kalabalığın içinde hakaret etmeyi kahramanlık sanıyorlar.
Yuhalamayı da vicdan mücadelesi olarak görüyorlar.
Hayır!
Bu ne cesarettir ne de demokrasi.
Bu düpedüz linç kültürüdür.
Bir insanı sevmezsiniz.
Desteklemezsiniz.
Filmlerini izlemezsiniz.
Programlarını takip etmezsiniz.
Biletini almazsınız.
Bu sizin en doğal hakkınızdır.
Ama bir insanın bulunduğu ortamda organize şekilde üzerine gidip onu aşağılamaya çalışmak, bağırmak, yuhalamak, toplum önünde küçük düşürmeye çalışmak başka bir şeydir.
Buna tepki değil, linç denir.
Ne yazık ki ülkemizde linç etmek moda oldu.
Sosyal medyada birkaç paylaşım yapıyorsunuz.
Arkasından binlerce kişi geliyor.
Kimse olayın aslını araştırmıyor.
Kimse delile bakmıyor.
Kimse hukuka bakmıyor.
Herkes savcı…
Herkes hâkim…
Herkes cellât…
Ama iş sorumluluk almaya gelince ortada kimse yok.
Çünkü kalabalıkların cesareti bireysel değildir.
Kalabalığın arkasına saklanan öfke her zaman daha saldırgandır.
Bugün bir sanatçıyı yuhalarsınız.
Yarın başka bir sanatçıyı.
Sonra bir gazeteciyi.
Sonra farklı düşünene saldırırsınız.
Sonra size benzemeyeni hedef alırsınız.
İşte toplumsal çürüme böyle başlar.
Kimse kusura bakmasın…
Ben insanların düşüncelerini söylemesine sonuna kadar saygı duyarım.
Ancak son yıllarda “tepki göstermek” ile “nefret kusmak” arasındaki çizgi tamamen kayboldu.
Artık insanlar konuşmuyor.
Bağırıyor.
Tartışmıyor.
Saldırıyor.
Eleştirmiyor.
Yok etmeye çalışıyor.
Oysa medeni toplumlarda insanlar sevmedikleri kişileri yuhalayarak değil, fikirleriyle etkisiz hale getirir.
Biz ise en kolay yolu seçiyoruz.
Bağırmak…
Hakaret etmek…
Etiketlemek…
Dışlamak…
Çünkü düşünmek yoruyor.
Araştırmak emek istiyor.
Linç etmek ise çok kolay.
Bir başka acı gerçek daha var.
Bu ülkede magazin olayları bazen gerçek sorunların önüne geçiyor.
Milyonlarca insan geçim sıkıntısı çekiyor.
Emekliler ay sonunu getiremiyor.
Gençler iş bulamıyor.
Esnaf kepenk kapatıyor.
Ama günlerce kimin kimi yuhaladığı konuşuluyor.
Bu da toplumun başka bir yarası.
Biz artık meseleleri çözmek yerine seyretmeyi seviyoruz.
Kavga görmek istiyoruz.
Gerilim görmek istiyoruz.
Birilerinin düşmesini izlemekten keyif alıyoruz.
Sonra da dönüp “Bu toplum neden bu hale geldi?” diye soruyoruz.
Bu hale gelmesinin nedeni tam da budur.
Çünkü merhameti kaybettik.
Çünkü hukuka güveni kaybettik.
Çünkü öfkeyi aklın önüne koyduk.
Burada kadınların tepkisine gelince…
Elbette herkesin tepki gösterme hakkı vardır.
Kimse kimseyi alkışlamak zorunda değildir.
Kimse sevmediği bir sanatçıya sempati göstermek zorunda da değildir.
Ancak tepki ile aşağılamayı birbirine karıştırmamak gerekir.
Bir insanı protesto etmek ayrıdır.
Bir insanı küçük düşürmeye çalışmak ayrıdır.
Demokrasi, sadece sevdiğimiz insanların hakkını korumak değildir.
Asıl demokrasi, sevmediğimiz insanların da hakkını koruyabilmektir.
İşte birçok kişinin anlamadığı nokta budur.
Çünkü adalet kişiye göre çalışmaz.
Eğer adalet sadece sevdiğimiz insanlar için varsa onun adı adalet değildir.
İşte bu yüzden bugün yaşanan tartışmada benim için asıl mesele Ozan Güven değildir.
Asıl mesele toplumun geldiği noktadır.
Herkes birbirine öfkeli.
Herkes birbirini suçluyor.
Herkes birbirini susturmaya çalışıyor.
Ve ne yazık ki kimse dinlemiyor.
O yüzden bugün bir barda yükselen yuhalama sesleri bana sadece bir sanatçıya gösterilen tepkiyi değil, toplumun giderek büyüyen tahammülsüzlüğünü hatırlatıyor.
Çünkü yuhalamak kolaydır.
Hakaret etmek kolaydır.
Kalabalığın arkasına saklanmak kolaydır.
Zor olan adil olmaktır.
Zor olan hukuka saygı göstermektir.
Zor olan öfkenin değil aklın peşinden gitmektir.
Ve unutmayalım…
Bugün alkışladığınız linç, yarın sizin kapınızı da çalabilir.
O gün geldiğinde ise yuhalayan kalabalıkların vicdanı değil, adalet lazım olacaktır.
