İlk öğretmenimiz sendin…
Bize harfleri öğreten, düşünmeyi öğreten, sorgulamayı öğreten sendin. Karanlığın içinden bir millet çıkarıp eline kalem veren, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetiştirmek isteyen sendin.
Senden sonra gelen öğretmenler de aynı inançla Anadolu’nun dört bir yanında çocuklara hayatı anlattılar. Kimi köy okulunda soba yaktı, kimi yağmurda çamurda kilometrelerce yürüdü. Kimi kendi maaşından öğrencisine defter aldı, kimi aç kalan çocuğuna evinden ekmek götürdü.
Bu ülkenin gerçek kahramanları; alkış beklemeyen, kürsü istemeyen, makam peşinde koşmayan öğretmenlerdi.
Ve bugün…
Haklarını istemek için Ankara’ya giden, seslerini duyurmaya çalışan öğretmenlerin yerlerde sürüklendiğini, coplandığını, itilip kakıldığını izledik.
İçim acıdı…
Utandım…
Çünkü yerde sürüklenen insanlar, bu ülkenin çocuklarına “A” harfini öğreten insanlardı.
Yerde sürüklenen insanlar, “vatan”, “bayrak”, “ahlak”, “dürüstlük” kelimelerinin anlamını milyonlarca çocuğa anlatan insanlardı.
Yerde sürüklenen insanlar, doktor yetiştiren, mühendis yetiştiren, asker yetiştiren, savcı yetiştiren, gazeteci yetiştiren insanlardı.
Bugün o öğretmenlerin tek suçu haklarını istemekse, ortada düşünülmesi gereken çok daha büyük bir mesele vardır.
Bir toplum öğretmenine nasıl davranıyorsa, geleceğine de öyle davranıyordur.
Çünkü öğretmeni incinen bir ülkenin yarını da incinir.
Öğretmenler maaşlarını konuşabilir…
Özlük haklarını isteyebilir…
Daha iyi şartlar talep edebilir…
Bu onların en doğal hakkıdır.
Fikirlerine katılırsınız, katılmazsınız…
Taleplerini doğru bulursunuz, bulmazsınız…
Ama bu ülkenin öğretmenlerini yerlerde sürüklenen görüntülerle anmak, hiçbir vicdan sahibinin içine sinmez.
Ben o görüntülere baktığımda siyasi kimlik görmedim.
Bir sendika görmedim.
Bir görüş görmedim.
Ben, elini öptüğümüz öğretmenleri gördüm…
Saçları ağarmış, yıllarını sınıflarda geçirmiş insanları gördüm.
Ve içimden sadece şu cümle geçti:
“Atam, iyi ki bunları görmedin…”
Çünkü sen, “Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir” demiştin.
Bir milletin kurtarıcısı dediğin insanları bugün kaldırım taşlarının üzerinde görmek, bu ülkeye yakışmıyor.
Öğretmen; maaş bordrosundan ibaret değildir.
Öğretmen, bir çocuğun geleceğidir.
Öğretmen, bir annenin duasıdır.
Öğretmen, bir babanın umududur.
Öğretmen, Cumhuriyet’in taşıyıcı kolonudur.
Ellerinden tuttuğumuz ilk insanlar anne ve babamızdır.
Ama hayata tutunmayı öğrendiğimiz ilk insanlar öğretmenlerimizdir.
Belki yıllar geçer…
Belki isimlerini unuturuz…
Ama kara tahtanın önünde bize ilk harfi öğreten o insanların hakkını, emeğini ve saygınlığını unutmamalıyız.
Çünkü öğretmenini kaybeden toplum, geleceğini kaybeder.
Ve bugün, ekran başında o görüntüleri izlerken milyonlarca insanın içinden geçen aynı cümleydi belki de:
“Atam… İyi ki bunları görmedin…”
Yaşar Çakmak
