BAZI SORULARI SORMAK CESARET İSTER…

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 İzzet Çapa’nın yıllar sonra yeniden hatırlattığı gerçek gazetecilik

Magazin gazeteciliğinin altın yıllarını yaşayanlar çok iyi bilir…

Bir dönem vardı ki, röportaj yapmak sadece soru sormak değildi. Gazeteci, karşısındaki ismin söylemeye cesaret edemediğini söyletebilen kişiydi. Haberin değeri de tam burada başlardı.

Bugün ne yazık ki ekranlarda aynı isimler, aynı sorular, aynı ezber cevaplarla günü kurtaran programlar izliyoruz.

Kimse risk almıyor.

Kimse konfor alanından çıkmıyor.

Kimse yıllardır konuşulan ama cevabı alınamayan soruları sormuyor.

İşte tam da bu noktada İzzet Çapa’nın YouTube’da yaptığı “Paşa Paşa Muhabbet” programı dikkat çekiyor.

Çünkü Çapa, yıllarca Hürriyet Kelebek’te yaptığı röportajlarla gündem belirleyen gazetecilik refleksini dijital dünyaya taşımayı başardı.

İzzet Çapa’yı yıllardır tanırım.

Gece hayatının en renkli isimlerinden biridir.

Yaptığı mekanlarla, eğlence sektörüne kattığı yeniliklerle, cesur çıkışlarıyla kimi zaman eleştirildi, kimi zaman alkışlandı.

“Sosyetenin yaramaz çocuğu” denildi.

Ama bir özelliği hiç değişmedi…

İnsan ilişkileri.

Türkiye’nin en önemli iş insanlarından sanatçılara, sporculardan siyasetçilere kadar herkesle kurduğu samimi ilişki, bugün yaptığı programların en büyük avantajı haline geldi.

Çünkü karşısına oturan isimler, klasik televizyon röportajı yaptıklarını hissetmiyor.

Sanki eski bir dost sohbetinde konuşuyorlar.

İşte o yüzden yıllardır saklanan cümleler bir anda dökülüveriyor.

Geçtiğimiz günlerde programın konuğu Kaya Çilingiroğlu’ydu.

Ve İzzet Çapa, belki de yıllardır magazin kulislerinde konuşulan ama kimsenin doğrudan sormaya cesaret edemediği soruyu sordu.

Merhum Mustafa Koç ile Hülya Avşar arasında yıllar önce ortaya atılan ilişki iddialarını…

Bu konu, magazin dünyasında uzun yıllar dedikodu olarak dolaştı.

Yazıldı…

Konuşuldu…

Fısıltı gazetesi hiç susmadı.

Ama işin en önemli tarafı hep eksik kaldı.

O dönemin en yakın tanıklarından biri olan Kaya Çilingiroğlu’na bu soru bugüne kadar açık açık yöneltilmemişti.

İzzet Çapa sordu.

Kaya Çilingiroğlu ise hiç düşünmeden cevap verdi.

“Hayır… Mustafa bizim çok yakın arkadaşımızdı. Böyle bir şey olsaydı haberim olurdu.”

Aslında bu cümle sadece bir cevap değildi.

Yıllardır konuşulan bir dedikoduya, olayların içinde yaşamış bir ismin bakışıydı.

Gazetecilik bazen tam da budur.

İnsanların yıllarca konuştuğu bir konuyu, doğrudan muhatabına sormaktır.

Program bununla da bitmedi.

Belki de yıllardır en çok tartışılan başka bir soru geldi.

“Hülya Avşar’ı neden aldattın?”

Kolay mı böyle bir soruyu sormak?

Hiç değil.

Çünkü karşıdaki isim ayağa kalkabilir…

Programı terk edebilir…

Soruya sinirlenebilir.

Ama gazetecilik biraz da bu riski alabilmektir.

Çilingiroğlu’nun cevabı da dikkat çekiciydi.

“Hülya ile aramızdaki aşk Zehra’dan sonra bitmişti. Aldatma dediğiniz olay, ilişki bittikten sonra yaşandı.”

Katılırsınız ya da katılmazsınız…

Bu açıklama kamuoyunun değerlendireceği bir konudur.

Ancak önemli olan, yıllardır konuşulan bir meselenin ilk kez bu kadar açık ifadelerle anlatılmasıydı.

Beni en çok etkileyen bölüm ise bambaşka bir konuydu.

Yıllar önce gazeteci Bediz Doğan’ın darbedildiği olay…

Magazin tarihinin en üzücü sayfalarından biri…

O dönem hepimiz yazdık.

Konuştuk.

Tartıştık.

Kaya Çilingiroğlu bu kez o günlere dönüp pişmanlığını anlattı.

Cezaevine girdiğini…

Defalarca özür dilediğini…

Hayatının en büyük hatalarından biri olduğunu söyledi.

İnsan bazen yıllar sonra yaptığı bir yanlışı kabul ederek büyür.

Bu açıklamalar da o anlamda dikkat çekiciydi.

Bugün dijital platformlar sayesinde herkes yayın yapabiliyor.

Bir kamera…

Bir mikrofon…

Bir YouTube kanalı…

Hepsi bu.

Ama gerçek röportaj yapmak hâlâ çok zor.

Çünkü mesele teknoloji değil…

Mesele soru sorabilmek.

Ve daha da önemlisi…

Soruyu sorduktan sonra sessiz kalıp cevabı dinleyebilmek.

İzzet Çapa’nın programını izlerken bana eski magazin gazeteciliğini hatırlatan da buydu.

Hazır sorular yerine merak edilen sorular…

Ezber cevaplar yerine samimi itiraflar…

Gerginlikten kaçmak yerine gerçeğin peşinden gitmek…

İşte gazeteciliğin özü de tam burada başlıyor.

Bugün magazin dünyasında konuşulan birçok konu, aslında yıllarca cesaret edilmediği için karanlıkta kaldı.

Belki her cevap herkesi ikna etmez.

Belki herkes aynı fikirde olmaz.

Ama doğru gazetecilik, dedikodunun peşinden gitmek değil; dedikoduyu doğrudan muhatabına sormaktır.

İzzet Çapa’nın yaptığı da tam olarak buydu.

Ve itiraf etmek gerekir ki…

Bazen tek bir doğru soru, sayfalarca haberden çok daha değerlidir.Formun Üstü

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter