Ben bu meslekte yıllarımı verdim.
Magazin dünyasının gecesini de bilirim, sabahını da…
Kameraların önünde kahkaha atanların, gece evlerine gittiklerinde nasıl yalnız kaldıklarını da çok gördüm.
Bir insanın şöhret basamaklarını nasıl çıktığına da tanıklık ettim, bir yanlış kararın ardından o basamaklardan nasıl yuvarlandığını da…
Ama bazı hikâyeler vardır ki haber diye okuyup geçemezsiniz.
Bazı hikâyelerde fotoğrafa uzun uzun bakarsınız.
Ve kendi kendinize sadece şunu söylersiniz:
Vay be…
Meral Kaplan’ın son yıllarda yaşadıklarını düşündüğümde benim ağzımdan çıkan cümle ise çok net:
VAY MERAL’İN BAŞINA GELENLER!
Bir insanın hayatı nasıl değişir?
Bir evlilikle…
Bir imzayla…
Bir “evet” kelimesiyle…
Dün ekranlarda olan bir kadın, bugün adliye koridorlarında kendisini anlatmaya çalışıyorsa, burada durup düşünmek gerekiyor.
Çünkü bu sadece bir magazin hikâyesi değil.
Bu, bana göre bir kadının hayatından kopup giden yılların hikâyesi.
Ve hepsinden önemlisi…
Bu bir annenin evlat hasretinin hikâyesi!
MERAL KAPLAN’IN ŞÖHRETİ VARDI, KARİYERİ VARDI, HAYALLERİ VARDI
Gençler belki Meral Kaplan’ı bugün sadece hakkında çıkan mahkeme haberlerinden tanıyor olabilir.
Ama biz tanıyoruz.
Biz eski magazinciler iyi biliriz.
Meral Kaplan podyumlardaydı.
Televizyon ekranlarındaydı.
Dizilerdeydi.
Güzelliğiyle dikkat çekiyordu.
Oyunculuk yapıyordu.
İnsanların tanıdığı bir isimdi.
Önünde uzun bir meslek hayatı vardı.
Belki bugün hâlâ ekranların en çok konuşulan kadınlarından biri olacaktı.
Belki onlarca dizide oynayacaktı.
Belki bambaşka bir Meral Kaplan konuşuyor olacaktık.
Ama hayat…
İnsana bazen öyle bir viraj hazırlıyor ki direksiyonu bir kez yanlış kırdığınızda yıllarca düz yola çıkamıyorsunuz.
Meral evlendi.
Sonra o evlilik bitti.
Ama bazı evlilikler boşanma kağıdına atılan imzayla bitmiyor arkadaşlar.
Bazı evlilikler insanın peşinden geliyor.
Mahkemeye geliyor.
Banka hesabına geliyor.
Pasaportuna geliyor.
Mesleğine geliyor.
Gecenin bir yarısı yastığa başınızı koyduğunuzda bile geliyor.
Ve en acısı…
Evladınıza kadar geliyor!
BİR ANNEDEN EVLADINI UZAKTA TUTARSANIZ…
Meral Kaplan’ın kızının velayeti babasına verildi.
Ardından kız çocuğu yurt dışına gitti.
Ben şimdi burada hukuk maddesi anlatmayacağım.
Ben avukat değilim.
Ben hakim hiç değilim.
Ama ben bir babayım.
Ben evlat nedir bilirim.
Bir anne için evladın kokusunun ne demek olduğunu da anlayabilecek yaştayım.
Şimdi gözlerinizi kapatın…
Çocuğunuz başka bir ülkede.
Sabah uyanıyorsunuz.
Ev sessiz.
Odası boş.
Yatağı boş.
Oyuncaklarına bakıyorsunuz.
Belki bir tokası kalmış…
Belki küçücük bir elbisesi…
Belki yıllar önce birlikte çekilmiş bir fotoğraf…
Telefon çaldığında “Acaba kızım mı?” diyorsunuz.
Kapı çaldığında insanın aklına olmayacak şeyler geliyor.
Sonra kızınız İstanbul’a geliyor.
Anne kız birbirine sarılıyor.
Bir gece…
Belki iki gece…
Meral o birkaç saate bir anneliğin bütün özlemini sığdırmaya çalışıyor.
Saçını kokluyor.
Yüzüne bakıyor.
Belki gece uyurken odasına gidip üstünü örtüyor.
Belki sabaha kadar uyumuyor.
Çünkü biliyor…
O valiz yeniden hazırlanacak!
O kapı yeniden kapanacak.
Kızı yeniden gidecek.
Siz hiç bir annenin evladını birkaç günlük misafir gibi görmesinin nasıl bir acı olduğunu düşündünüz mü?
Ben düşününce bile kötü oluyorum.
Meral bunu yaşıyor.
Yıllardır!
Sonra sosyal medyada birileri oturduğu yerden hüküm veriyor.
“Meral şöyle…”
“Meral böyle…”
Yahu siz bu kadının gece kaç kere ağlayarak uyandığını biliyor musunuz?
Kızının fotoğrafına bakıp kaç sabah ettiğini biliyor musunuz?
Bilmiyorsunuz!
Ben de bilmiyorum.
Ama bir insanın yüzüne baktığınızda bazen hayatın ona kaç yumruk attığını anlarsınız.
Meral’in yüzünde artık o yorgunluk var.
BİR YANDA EVLAT HASRETİ, DİĞER YANDA SAHTECİLİK DAVASI
Tam “Artık yeter” diyeceğiniz yerde bir başka dosya…
Bir başka iddia…
Bir başka mahkeme…
Meral Kaplan bu kez sahtecilik suçlamalarının konuşulduğu bir dava sürecinin içerisinde kaldı.
Hakkındaki iddialar nedeniyle yurt dışına çıkış yasağıyla karşı karşıya kaldı.
Banka hesaplarıyla ilgili yaşanan sıkıntılar…
Paraya ulaşamamak…
Hayatını eskisi gibi sürdürememek…
Bir tarafta yurt dışında yaşayan kızınız var.
Diğer tarafta sizin yurt dışına çıkışınız yasak!
Şimdi soruyorum:
Bundan daha ağır bir psikolojik sınav olabilir mi?
Evladın dışarıda…
Sen içeridesin!
Pasaportun var ama gidemiyorsun.
Uçaklar kalkıyor…
İnsanlar gidiyor…
Sen havaalanının yolunu bile düşünmek istemiyorsun.
Çünkü biliyorsun ki önünde bir yasak var.
İşte insanı asıl mahveden bazen demir parmaklık değildir.
Gidemeyeceğin bir yerde evladının olduğunu bilmektir.
SON DURUŞMADA MERAL ADETA PATLADI
Ve geldik son mahkemeye…
Meral Kaplan’ın yurt dışına çıkış yasağının kaldırılması kararlaştırıldı.
Belki yıllardır beklediği en önemli gelişmelerden biriydi.
Ama duruşma sırasında ortaya konulan beyanlar Meral’in sinirlerini altüst etti.
Dosyada Meral hakkında ifade veren Nazlı isimli bir çalışanın, kendisine gelen paraları Meral Kaplan’a verdiği yönündeki açıklamalarının gündeme geldiği belirtiliyor.
Bakın…
Ben dosyanın hakimi değilim.
Kimin doğru söylediğine karar verecek makam da ben değilim.
Adalet kararını verir.
Ancak o mahkeme salonunda yaşandığı anlatılan tabloyu duyduğumda gerçekten üzüldüm.
Meral sinir krizi geçiriyor.
Kendisini kaybediyor.
Ağlıyor.
Öfkeleniyor.
Ve iddialara göre başını duvarlara vuracak noktaya geliyor.
Hakim sakinleştirmeye çalışıyor.
Bir insan neden kafasını duvara vurur?
Şov yapmak için mi?
Reklam için mi?
Gazeteye çıkmak için mi?
Arkadaşlar, Meral Kaplan zaten yıllarca gazetelere çıktı!
Bu kadın kamerayı bilmiyor mu?
Manşeti bilmiyor mu?
Magazin dünyasını bilmiyor mu?
Biliyor!
Bana göre o an yaşanan şey yıllardır içinde biriken öfkenin patlamasıdır.
Evlat hasreti…
Bitmeyen mahkemeler…
Hakkında söylenenler…
Maddi sıkıntılar…
Kaybolan meslek yılları…
Ve “Ben kendimi daha nasıl anlatacağım?” çaresizliği…
İnsan bazen bağırmaz.
İnsan bazen ağlamaz.
İnsan bazen sadece duvara bakar.
Ama içinizde yıllarca biriktirirseniz…
Bir gün o duvar da yetmez!
MERAL, SENİN HATAN BELKİ DE YANLIŞ İNSANA “EVET” DEMEKTİ
Şimdi sert konuşacağım.
Çünkü ben köşe yazıyorum.
Haber yazmıyorum.
Benim burada fikrim var.
Meral…
Belki senin hayatındaki en büyük hata yanlış bir evlilik yapmaktı.
Belki yanlış zamanda yanlış bir insana güvendin.
Belki “yuva kuruyorum” derken kendi hayatının temel taşlarını yerinden oynattın.
Bunu sen benden daha iyi biliyorsun.
Ama soruyorum:
Bir yanlış evliliğin faturası bu kadar ağır olur mu?
Bir kadın bedel ödeyecekse kariyeriyle mi öder?
Evladıyla mı öder?
Parasıyla mı öder?
Pasaportuyla mı öder?
Psikolojisiyle mi öder?
Kaç yıl öder?
Beş yıl?
On yıl?
Ömür boyu mu?
Yeter artık!
Bir insanın geçmişte verdiği yanlış bir karar hayatının tamamını ipotek altına almamalı.
Meral Kaplan yıllardır bir mücadele veriyor.
Hukuk mücadelesi veriyor.
Anne olarak mücadele veriyor.
Ayakta kalmak için mücadele veriyor.
Belki cebindeki son parayı hesaplayarak yaşadığı günler oldu.
Belki telefonunu açmak istemedi.
Belki eski dostlarının birer birer uzaklaştığını gördü.
Çünkü şöhret dünyasının çok acı bir kuralı vardır.
Işıklar yanarken herkes yanınızdadır.
Işıklar söndüğünde…
Telefon rehberiniz bile sessizleşir!
NEREDEYDİNİZ?
Şimdi buradan yıllarca Meral’le aynı masalarda oturanlara da soruyorum.
Neredeydiniz?
Meral ekranlardayken yanında olanlar…
Davetlerde fotoğraf çektirenler…
“Canım arkadaşım” diyenler…
Meral’in hayatı dağıldığında neredeydiniz?
Bir telefon açtınız mı?
“İyi misin?” dediniz mi?
“Paraya ihtiyacın var mı?” demiyorum.
“İşe ihtiyacın var mı?” demiyorum.
Sadece…
“Meral, sen iyi misin?”
Bunu sordunuz mu?
Şöhret dünyası böyledir işte.
Düşenin üzerinden atlayıp bir sonraki kırmızı halıya koşarlar.
Sonra o insan yeniden ayağa kalkınca gelirler.
“Ben zaten hep yanındaydım.”
Hadi oradan!
Ben bu filmi yıllardır izliyorum.
Oyuncular değişiyor.
Senaryo hiç değişmiyor.
MERAL KAPLAN BİTMEDİ!
Şimdi duyuyorum ki Meral yeniden oyunculuğa dönmek istiyor.
Dön Meral!
Hem de öyle bir dön ki seni mahkeme kapısında bekleyen kameralar bu kez set kapısında beklesin.
Öyle bir dön ki Google’a adını yazdıklarında dava haberlerinden önce oynadığın karakterler çıksın.
Öyle bir dön ki kızın büyüdüğünde annesine baktığında şunu söylesin:
“Benim annem düşmedi. Düştüğü yerden kalktı.”
Meral…
Sen bir annesin.
Sen bir oyuncusun.
Sen yıllarca bu sektörün içerisinde yaşamış bir kadınsın.
Hayat senden yıllar aldıysa kalan yıllarına sahip çık.
Senden rol çalındıysa kendi rolünü kendin yaz.
Perde kapandı sandılar.
Işıklar söndü sandılar.
Meral Kaplan bitti sandılar.
Hayır!
Belki de asıl film şimdi başlıyor.
BİR GÜN O KAPI AÇILACAK MERAL…
Bir gün kızın gelecek.
Kapı açılacak.
Bu kez elinde kısa süreli bir valiz olmayacak belki.
Bu kez saate bakmayacaksın.
“Yarın gidecek” diye düşünmeyeceksin.
Anne kız oturacaksınız.
Belki yıllardır konuşamadıklarınızı konuşacaksınız.
Belki ağlayacaksınız.
Belki sarılacaksınız.
Ve sen o gün arkana dönüp baktığında adliye koridorlarını hatırlayacaksın.
O mahkeme salonunu…
Sinir krizini…
Duvarları…
Gözyaşlarını…
Gidemediğin uçakları…
Boş kalan evi…
Ve diyeceksin ki:
“Ben bunların hepsini kızım için yaşadım.”
Ben Yaşar Çakmak olarak bu hikâyeye baktığımda kusursuz bir kadın görmüyorum.
Zaten kusursuz insan da yok.
Hataları olmuş olabilir.
Yanlış kararları olmuş olabilir.
Yanlış insanlara güvenmiş olabilir.
Ama ben bugün…
Evladını özleyen bir anne görüyorum.
Hayatı darmadağın olmuş ama hâlâ ayağa kalkmaya çalışan bir kadın görüyorum.
Mesleğine yeniden sarılmak isteyen bir oyuncu görüyorum.
Ve içimden yine aynı cümle geçiyor:
VAY MERAL…
VAY MERAL’İN BAŞINA GELENLER!
Ama unutma Meral…
Hayat bazen insanın elinden her şeyi alır.
Sonra önüne küçücük bir kapı açar.
O kapıdan geçip geçmemek sana kalır.
Şimdi o kapı açılıyor olabilir.
Geç o kapıdan Meral.
Setlere dön.
Kameralara dön.
Oyunculuğa dön.
Hayata dön.
Ve en önemlisi…
Kendine dön!
Çünkü senin hikâyenin sonuna henüz “SON” yazılmadı.
Belki sadece uzun bir ara verildi.
Şimdi yönetmen yeniden sete geliyor…
Kamera hazır…
Işık hazır…
Ve ben buradan sesleniyorum:
MOTOR!
HAYDİ MERAL…
BU KEZ KENDİ HAYATININ BAŞROLÜNÜ OYNA!
