Yaşar Çakmak Yazdı Oyunculara “Temiz Raporu” Dönemi mi Geliyor?

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Sanat ve medya dünyasında son dönemde giderek büyüyen bir tartışma var.

Uyuşturucu soruşturmaları kapsamında düzenlenen operasyonlarda oyuncular, şarkıcılar, sunucular ve sosyal medyada tanınan bazı isimler gözaltına alınıyor. Ancak çoğu zaman hukuki sürecin sonucu beklenmeden, kişilerin hastaneye götürülürken çekilen görüntüleri ekranlara ve sosyal medya platformlarına taşınıyor.

Bir fotoğraf…

Bir başlık…

Ve ardından milyonların önünde başlayan bir yargılama.

Oysa hukuk açısından temel bir gerçek var: Gözaltına alınmak suçlu olmak anlamına gelmez. Hakkında soruşturma yürütülmesi de bir kişinin suç işlediğini kanıtlamaz.

Bunu tekrar tekrar hatırlatmak zorunda kalmamız bile başlı başına düşündürücü.

Bir fotoğraf, yılların emeğini silebilir mi?

Bir oyuncuyu polis eşliğinde hastaneye girerken düşünün.

Kamera kayıtta.

Fotoğraf çekiliyor.

Ardından görüntünün üzerine “uyuşturucu operasyonu” başlığı ekleniyor.

Henüz test sonucu açıklanmamış. Soruşturmanın kapsamı kamuoyunca bilinmiyor. Kişinin hukuki statüsü belli değil.

Ama sosyal medya çoktan kararını vermiş oluyor.

Saatler sonra ya da birkaç gün içinde test sonucunun negatif olduğu, kişi hakkında cezai işlem gerektirecek bir durum bulunmadığı veya serbest bırakıldığı açıklanabiliyor.

Peki ilk görüntü kadar güçlü biçimde ikinci haber de kamuoyuna ulaşıyor mu?

Her zaman değil.

Çünkü kötü haber hızla yayılıyor. İtibarın zedelenmesi saniyeler içinde gerçekleşiyor. Sonrasında gelen düzeltme veya serbest bırakılma haberi ise çoğu zaman aynı görünürlüğe ulaşamıyor.

İşte asıl sorun burada başlıyor.

Bir insanın yıllar boyunca oluşturduğu kariyer, tek bir görüntünün gölgesinde kalabiliyor. Oysa gazeteciliğin görevi hüküm vermek değil, kamuoyunu doğru ve eksiksiz biçimde bilgilendirmektir.

Yapım şirketleri oyunculardan uyuşturucu testi isteyecek mi?

Son operasyonların ardından sektör kulislerinde yeni bir iddia gündeme geliyor:

Yapım şirketlerinin oyuncularla sözleşme imzalamadan önce sağlık raporu veya uyuşturucu testi talep edeceği, gerekli raporu bulunmayan kişilerin bazı projelerde çalıştırılmayacağı ileri sürülüyor.

Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Ortada resmî, bağlayıcı ve kapsamı açıklanmış bir düzenleme bulunmadan bu iddia kesinleşmiş bir uygulama gibi sunulmamalı.

Fakat böyle bir uygulamanın hayata geçirilmesi gerçekten gündeme gelecekse, sorulması gereken sorular da oldukça fazla.

Testi kim isteyecek?

Hangi hukuki dayanakla isteyecek?

Sonuçları kim görecek?

Sağlık bilgileri nasıl korunacak?

Sonuçların üçüncü kişilere aktarılması nasıl engellenecek?

Bir test sonucu yanlış anlaşılır veya kamuoyuna sızarsa sorumluluk kime ait olacak?

Ve belki de en önemli soru:

Bir insanın sağlık bilgisi, mesleğini yapabilmesinin ön koşulu haline getirilebilir mi?

Sağlık verileri, dedikodu malzemesi değildir.

Bir oyuncunun kişisel sağlık bilgileri, yapım şirketleri arasında dolaşacak bir “temiz kâğıdı” da değildir.

Mesele yalnızca oyuncular mı?

Eğer sektörde böyle bir denetim mekanizması tartışılıyorsa, bunun kapsamı da açıkça ortaya konulmalı.

Sadece oyuncular mı?

Sunucular ne olacak?

Yorumcular?

Yapımcılar?

Yöneticiler?

Kamera önünde veya arkasında çalışan diğer sektör emekçileri?

Bir uygulama gerçekten güvenlik veya çalışma koşulları gerekçesiyle gündeme getiriliyorsa, hangi meslek grubunu neden kapsadığı açıkça anlatılmalı.

Aksi halde bugün oyuncular için başlayan bir uygulamanın yarın başka meslek grupları açısından da tartışmaya açılması mümkün hale gelir.

Burada mesele uyuşturucuyla mücadele edilip edilmemesi değil.

Elbette uyuşturucuyla mücadele edilmeli.

Elbette çalışma ortamlarında güvenlik sağlanmalı.

Ancak mücadele ile kişilerin özel hayatlarının ve sağlık bilgilerinin sınırsız biçimde denetlenmesi aynı şey değil.

Cezayı sosyal medya değil, hukuk verir

Bir kişinin uyuşturucu kullanmasıyla uyuşturucu ticareti yapması aynı hukuki durum değildir. Her iddia, her soruşturma ve her eylem kendi delilleri ve hukuki çerçevesi içerisinde değerlendirilir.

Bu ayrım kaybedildiğinde ise gözaltı ile hüküm birbirine karıştırılır.

Oysa bir oyuncunun suç işleyip işlemediğine sosyal medya karar veremez.

Televizyon ekranları karar veremez.

Yapım şirketleri de karar veremez.

Bir suç isnadı varsa bunun değerlendirilmesi, delillerin toplanması ve hukuki sürecin işletilmesi gerekir.

Kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan bir kişiyi toplum önünde suçlu ilan etmek ise bambaşka bir meseledir.

Elbette işverenlerin, çalışanların ve set ortamının güvenliğini sağlamak için hukuka uygun önlemler alma hakkı vardır. Fakat bunun yolu bütün oyuncuları potansiyel suçlu kabul etmek olmamalıdır.

Uyuşturucuyla mücadele yalnızca kameralar önünde yapılmaz

Uyuşturucuyla mücadeleyi yalnızca ünlü isimlerin gözaltına alınma görüntüleri üzerinden konuşmak, meselenin tamamını anlatmaz.

Asıl sorular çok daha büyük:

Uyuşturucu maddeler ülkeye nasıl giriyor?

Bu maddeler kimler tarafından dağıtılıyor?

Gençlere nasıl ulaştırılıyor?

Organize yapıların finans kaynakları nerede?

Uyuşturucu ticaretinden elde edilen gelir nasıl aklanıyor?

Bağımlılıkla mücadele eden insanlara ne kadar tedavi ve rehabilitasyon imkânı sunuluyor?

Uyuşturucuyla mücadele, yalnızca kameraların önündeki kişileri göstermekten ibaret olamaz.

Gerçek mücadele; soruşturmaların deliller üzerinden yürütülmesi, suç örgütlerinin finans ağlarının ortaya çıkarılması, dağıtım zincirlerinin engellenmesi ve bağımlılıkla mücadele eden kişilere etkili destek sağlanmasıyla mümkün olabilir.

“Temiz raporu” değil, açık kurallar gerekiyor

Oyuncuların sağlık raporları üzerinden yeni bir denetim sistemi kurulacağı iddiası doğruysa, bunun kamuoyuna açık ve hukuki çerçevesi belirlenmiş şekilde tartışılması gerekir.

Oyuncuların, yapımcıların, yayıncıların, hukukçuların ve ilgili meslek örgütlerinin bu konuda söz söylemesi önemlidir.

Çünkü burada yalnızca birkaç tanınmış kişinin yaşadığı sorunlardan söz etmiyoruz.

Konuştuğumuz şey; masumiyet karinesi, özel hayatın korunması, kişisel sağlık verilerinin gizliliği ve çalışma hakkı.

Uyuşturucuyla mücadele edilsin.

Suç işleyen kim olursa olsun hukuk önünde hesap versin.

Tedaviye ihtiyacı olan kişiye tedavi imkânı sağlansın.

Ancak suçsuz olduğu anlaşılan kişinin itibarı da aynı açıklıkla korunmalı ve kamuoyundaki yanlış algının giderilmesi için gerekli özen gösterilmeli.

Çünkü bir insanın hayatını değiştirmek bazen tek bir fotoğraf kadar kolay.

Ama o itibarı geri kazandırmak yıllar sürebilir.

Ve unutulmaması gereken üç temel gerçek var:

Gözaltı, hüküm değildir.

Sağlık kontrolü, tek başına suç kanıtı değildir.

İnsanın itibarı, bir “temiz raporuna” indirgenemez.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter