TARİHİ TEKERRÜR KILAN MİLLET NEYİ TARTIŞIYOR?

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Bir milletin geçmişinden ders çıkarması, yalnızca tarihini bilmesiyle değil, aynı hataları yeniden yapmamak için ne yaptığıyla ölçülür.

Tarih tekerrürden ibarettir derler. Peki, tarih gerçekten kendiliğinden mi tekerrür eder, yoksa biz aynı meseleleri farklı isimler altında tartışmaya devam ettiğimiz için mi geçmiş yeniden karşımıza çıkar?

Bugün dönüp baktığımızda, toplum olarak en büyük sorunlarımızdan birinin konuşmakla yapmak arasındaki mesafenin giderek açılması olduğunu görüyoruz. Herkesin bir fikri, herkesin bir yorumu, herkesin söyleyecek bir sözü var. Ancak asıl mesele, bu kadar konuşmanın arasında neyin değiştiği ve hangi sorunun gerçekten çözüme kavuştuğudur.

Bir toplumun gündemi sürekli değişebilir; fakat sorunları değişmiyorsa orada yalnızca gündem değişiyordur, zihniyet değil.

Günlerce aynı konuları tartışıyor, birbirimizi suçluyor, haklılığımızı kanıtlamak için büyük bir çaba harcıyoruz. Ancak tartışmaların sonunda geriye ne kalıyor? Çözülmüş sorunlar mı, yoksa bir sonraki gündemde yeniden önümüze çıkacak aynı meseleler mi?

Özet üzerinden konuşarak, birkaç cümleyle hüküm vererek ve olayların yalnızca görünen yüzüne bakarak bir toplumun geleceğini inşa edemeyiz. Çünkü her meselenin bir geçmişi, her sorunun bir nedeni, her toplumsal yaranın da derinlerde bir karşılığı vardır. Nedenleri anlamadan sonuçları tartışmak, aynı döngünün içinde dönüp durmaktan başka bir şey değildir.

Bugün ihtiyacımız olan şey, daha yüksek sesle konuşmak değil, daha derinlikli düşünebilmektir. Bir olayın yalnızca kimin tarafından söylendiğine değil, neden ortaya çıktığına; kimin haklı göründüğüne değil, gerçekte neyin doğru olduğuna bakabilmektir.

Çünkü toplumsal hafıza, yalnızca geçmişte yaşananları hatırlamak değildir. O geçmişin bize ne öğrettiğini anlamak ve öğrendiklerimizi bugünün kararlarına yansıtabilmektir.

Bir millet aynı hataları tekrar tekrar yapıyorsa burada yalnızca geçmişin değil, bugünün de sorgulanması gerekir. Neyi eksik öğreniyoruz? Hangi yanlışları normalleştiriyoruz? Neden sonuçlarını bildiğimiz meseleleri çözmek yerine yeniden tartışmayı tercih ediyoruz?

Bu soruların cevabı, çoğu zaman başkalarını suçlamaktan daha fazla cesaret ister. Çünkü değişim, insanın önce kendi düşünce biçimini sorgulamasıyla başlar.

Unutmamak gerekir ki bir toplumun gelişmişliği, yalnızca sahip olduğu imkânlarla değil, düşünme biçimiyle, eleştiri kültürüyle ve sorunlar karşısında geliştirdiği çözümlerle ölçülür. Eleştirmek elbette gereklidir; ancak eleştiri, çözümün yerini aldığında anlamını kaybeder. Söz, eyleme dönüşmediğinde ise geriye yalnızca tekrar eden cümleler kalır.

Çünkü tarih, yalnızca geçmişte yaşanan olayların kaydı değildir; aynı zamanda bugünün tercihlerinin yarına bırakacağı sonuçların da habercisidir.

Tarihi tekerrür kılan, geçmişin kendisi değil; geçmişten ders çıkarmadan bugünü yaşamaya devam etmemizdir.

Ve belki de artık tartışmamız gereken, kimin ne söylediğinden çok, bütün bu konuşmaların sonunda neyi değiştirebildiğimizdir.

Zira bir milletin geleceği, gündemden gündeme savrulan sözlerle değil; akılla, sorumlulukla, ortak hafızayla ve kararlılıkla inşa edilir.

Konuşmak başlangıçtır. Anlamak bir adımdır. Fakat değişim, ancak harekete geçtiğimizde başlar.

Simay Ohara / enerji terapisti

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter