Beynimiz Yaşlanıyor mu, Yoksa Biz mi Onu Yaşlandırıyoruz?

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

İnsan yaş aldıkça ilk olarak aynadaki değişimi fark ediyor. Saçlara düşen beyazlar, yüzde belirginleşen çizgiler, eskisi kadar hızlı toparlanamayan bir beden…

Peki ya beynimiz?

Beynimizin de tıpkı bedenimiz gibi yaşlandığını düşünüyoruz. Oysa mesele yalnızca yaş almak değil. Beynin nasıl yaşadığı, neyle beslendiği, ne düşündüğü ve hayatın içinde ne kadar aktif kaldığı da en az yaşımız kadar önemli.

Uzun yıllar boyunca insan beyninin doğumdan sonra yeni hücreler üretemediği düşünülüyordu. Bugün ise beynin kendisini değiştirebilen, yeni bağlantılar kurabilen ve deneyimlerden öğrenebilen olağanüstü bir yapıya sahip olduğunu biliyoruz. Buna nöroplastisite deniyor.

Aslında beynimiz bize her gün küçük bir mesaj veriyor:

“Beni kullanırsan değişirim.”

Yeni bir şey öğrenmek, farklı bir yoldan yürümek, kitap okumak, müzik dinlemek, yeni insanlarla tanışmak, bir enstrüman öğrenmek, yabancı dil çalışmak hatta bazen alışkanlıklarımızı değiştirmek bile beynimizin farklı bağlantılar kurmasına yardımcı oluyor.

Belki de bu yüzden bazı insanlar yaş aldıkça daha da gençleşmiş gibi görünür. Buradaki gençlik, yüzdeki çizgilerin kaybolması değil. Merakın kaybolmamasıdır.

Çünkü insanı asıl yaşlandıran şeylerden biri, “Ben artık bunları öğrendim, bana yeni bir şey söylemeyin” demeye başladığı andır.

Hep aynı insanlarla konuşuyor, aynı yerlere gidiyor, aynı şeyleri düşünüyor ve aynı hayatı tekrar ediyorsak beynimizi de bir anlamda rutine mahkûm ediyoruz.

Oysa hayatın kendisi zaten büyük bir öğrenme alanı.

Bazen bir yolculuk, bazen hiç tanımadığımız biriyle yapılan bir sohbet, bazen yaşadığımız bir kırgınlık bile beynimizin dünyayı algılama biçimini değiştirebilir.

Burada önemli olan bir başka konu da beden.

Hareket eden bir beden, uyku düzeni, dengeli beslenme, stresin yönetilmesi ve sosyal hayatın devam etmesi beynin sağlıklı yaşlanması açısından önem taşıyor. Yani beynimizi genç tutmak için yalnızca zihinsel egzersizler yapmak yetmiyor.

Beyin ve beden birbirinden ayrı değil.

Nasıl yaşadığımız, nasıl düşündüğümüzü de etkiliyor.

Belki de yaşlanmayı tamamen durdurmak mümkün değil. Zaten hayatın amacı da zamanı durdurmak olmamalı.

Asıl mesele, zaman geçerken kendimizi kaybetmemek.

40 yaşında hâlâ merak edebiliyor, 50 yaşında yeni bir şey öğrenebiliyor, 60 yaşında yeni bir hayalin peşinden gidebiliyor ve 70 yaşında “Ben bunu hiç denemedim” diyebiliyorsak, beynimizin hâlâ hayatla konuştuğunu söyleyebiliriz.

Bence gençlik tam olarak burada başlıyor.

Takvimde yazan yaşımızda değil…

Dünyaya hâlâ şaşırabiliyor oluşumuzda.

Belki beynimizi genç tutmanın en güzel yolu da budur:

Öğrenmekten vazgeçmemek.

Çünkü insanın zihni merak ettiği sürece hayatın içinde kalır. Ve bazen bizi yaşlandıran yıllar değil, artık hiçbir şeyi merak etmemeye başladığımız gündür.

Simay Ohara / Enerji terapisti

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter