Simay Ohara | Enerji Terapisti
Dünyada bilim her gün biraz daha ileri gidiyor.
Yapay zekâdan genetik araştırmalara, kanser tedavilerinden beyin bilimlerine, uzay çalışmalarından enerji teknolojilerine kadar insanlık belki de tarihin en hızlı bilimsel dönüşümlerinden birinin içinden geçiyor.
Her gün yeni bir araştırma yayımlanıyor, yeni bir teknoloji geliştiriliyor, daha önce cevabını bilmediğimiz sorulara yanıtlar bulunuyor.
Fakat tam da bütün bu gelişmelerin ortasında büyük bir çelişkiyle karşı karşıyayız:
Bilgi hiç olmadığı kadar çoğalırken, doğru bilgiye ulaşmak neden bu kadar zorlaşıyor?
Bence çağımızın asıl problemi artık bilgiye ulaşamamak değil.
Bilginin içinde kaybolmak.
Bilgi artık bizi buluyor
Eskiden bir bilgiye ulaşmak için araştırmak gerekirdi.
Kütüphaneye giderdik, kitap açardık, gazete okurduk, uzman görüşü arardık. Bilgiye ulaşmak belli bir çaba isterdi.
Bugün ise durum tamamen farklı.
Telefonumuzu açıyoruz ve bilgi adeta üzerimize yağıyor.
Onlarca video, yüzlerce yorum, binlerce iddia…
Üstelik bunların hepsi çoğu zaman aynı değerdeymiş gibi karşımıza çıkıyor.
Bir uzmanla hiç uzman olmayan bir kişinin görüşü aynı ekranda yan yana durabiliyor.
Bilimsel bir araştırmayla kişisel deneyim aynı cümle içinde sunulabiliyor.
Bir iddianın milyonlarca kez izlenmesi, o iddiayı doğruymuş gibi gösterebiliyor.
Oysa bilim böyle çalışmıyor.
Bilim, “çok kişi söyledi” diye bir iddiayı doğru kabul etmez.
Bir videonun milyonlarca izlenmesi onun bilimsel olduğu anlamına gelmez.
Bir insanın kendinden emin konuşması, onu uzman yapmaz.
Bir paylaşımın binlerce kez paylaşılması da onu gerçeğe dönüştürmez.
Bilim; kanıt ister, yöntem ister, sorgulama ister.
Ve belki de en önemlisi, gerektiğinde “Bilmiyorum” diyebilme cesareti ister.
Algoritmalar gerçeği değil, dikkati arıyor
Sosyal medyanın çalışma biçimi ise çoğu zaman bilimden oldukça farklı.
Algoritmaların temel amacı dikkatimizi mümkün olduğunca uzun süre ekranda tutmak.
Çünkü sosyal medyada en değerli şeylerden biri dikkat.
Burada önemli bir ayrım ortaya çıkıyor:
En doğru bilgi ile en çok dikkat çeken bilgi aynı şey değildir.
Hatta zaman zaman tam tersidir.
Sakin konuşan, ölçülü ifadeler kullanan ve “Bu konuda henüz yeterli kanıt bulunmuyor” diyen bir bilim insanının açıklaması; kesin konuşan, korkutan, şaşırtan ya da mucize vadeden bir videodan çok daha az ilgi çekebilir.
Çünkü belirsizlik sıkıcıdır.
Kesinlik ise daha kolay tüketilir.
“Belki” yerine “Kesinlikle” dediğinizde daha fazla insan sizi dinleyebilir.
“Bu konuda araştırmalar devam ediyor” yerine “Bilim bunu kanıtladı” dediğinizde daha fazla paylaşım alabilirsiniz.
Fakat gerçek hayat sosyal medya algoritmalarına göre çalışmıyor.
Sağlık konusunda bilgi kirliliği daha tehlikeli
Bu durum özellikle sağlık alanında çok daha ciddi sonuçlara yol açabiliyor.
Bir gün bir besinin her hastalığa iyi geldiği söyleniyor.
Ertesi gün başka biri “Doktorların size söylemediği gerçek” diyerek bir video yayımlıyor.
Bir başka gün bilimsel bir araştırmanın yalnızca başlığı okunuyor ve araştırmanın gerçek sonucundan tamamen farklı bir anlam çıkarılıyor.
Sonra insanlar neye inanacağını şaşırıyor.
Üstelik sağlık konusunda yanlış bilgi yalnızca bir düşünce farklılığı değildir.
Yanlış bir bilgi, bir insanın tedavi kararını, beslenme alışkanlığını veya sağlık davranışını etkileyebilir.
Bu nedenle sağlık bilgisini değerlendirirken çok daha dikkatli olmamız gerekiyor.
Bir iddiayla karşılaştığımızda kendimize basit ama önemli bir soru sorabiliriz:
“Bunun bilimsel kanıtı var mı?”
Cevabı bulmak bazen birkaç saniyeden uzun sürebilir.
Ama birkaç saniyelik bir sorgulama, yanlış bir bilginin peşinden gitmekten çok daha değerlidir.
Her gördüğümüz şey bilgi değildir
Bence burada üzerinde durmamız gereken en önemli kavramlardan biri bilimsel okuryazarlık.
Bilimsel okuryazarlık, herkesin bilim insanı olması demek değil.
Her araştırmayı teknik ayrıntılarıyla anlayabilmek de değil.
Asıl mesele, karşımıza çıkan bir iddianın güvenilirliğini sorgulayabilmek.
Kaynağı nedir?
Kim söylüyor?
Dayandığı araştırma var mı?
Araştırma nasıl yapılmış?
Sonuç gerçekten söylenildiği şeyi mi gösteriyor?
Yoksa bir başlık, bir cümle ya da kısa bir video üzerinden bambaşka bir anlam mı çıkarılıyor?
Bazen doğru soruyu sormak, doğru cevabı bilmek kadar önemlidir.
Sosyal medya çağında kanaat ile gerçek arasındaki çizgi
Sosyal medya yalnızca bilgi edinme biçimimizi değiştirmedi.
Aynı zamanda dünyayı yorumlama biçimimizi de değiştirdi.
Hepimiz aynı anda hem okuyucu, hem izleyici, hem yorumcu hem de içerik üreticisi haline geldik.
Herkes konuşabiliyor.
Herkes bir iddia ortaya koyabiliyor.
Herkes kendi deneyimini milyonlarca insana ulaştırabiliyor.
Bu demokratik bir imkân.
Ama beraberinde büyük bir sorumluluk da getiriyor.
Çünkü herkesin konuşabilmesi, herkesin söylediğinin aynı ölçüde doğru olduğu anlamına gelmiyor.
Gerçek ile kanaat arasındaki çizgiyi korumamız gerekiyor.
Bir insanın “Ben bunu yaşadım” demesi, onun deneyimini değersiz kılmaz.
Ama kişisel deneyim ile bilimsel kanıt aynı şey değildir.
Bir kişinin kendisinde işe yarayan bir yön
