Bayram sabahı erkenden çıktım evden…
Sokaklarda eski bayramların sesi yok.
Ne çocukların poşet şıngırtısı, ne kapı kapı dolaşan minik ayaklar…
Herkesin yüzünde garip bir hesap makinesi ifadesi…
Sanki kimse “Bayramınız mübarek olsun” demiyor da,
“Abi emekli maaşı yetti mi?” diye soruyor.
Mahallenin köşesinde iki eski dostu gördüm.
Biri koyu AK Partili, biri ölümüne CHP’li…
Yıllardır birbirlerini yerler ama bayram sabahı yine aynı bankta otururlar.
Dedim ki kendi kendime:
“İşte Türkiye’nin özeti burada…”
Önce AK Partili olan başladı söze.
“Vallahi kardeşim,” dedi,
“Eskiden bayram alışverişine çıkardık, çocuklara ayakkabı alırdık, şimdi markete girince
kalbim sıkışıyor. Şeker alıyoruz sanki kuyumcudan bilezik seçiyoruz.”
Diğeri hemen lafı yapıştırdı:
“Sen yine iyisin,” dedi,
“Bizim tarafta da kavga bitmiyor. Her gün başka tartışma, başka bölünme. Millet geçim
derdinde, bizimkiler koltuk hesabında…”
Sonra ikisi de sustu.
İlk defa birbirlerine kızmadan aynı noktada buluştular.
Çünkü bu memlekette artık siyaset ayrı olsa da dertler aynı olmuştu.
Bir çay söylediler.
Çayın fiyatını duyunca biri şekersiz içti, diğeri çayı iptal etti.
Eskiden bayram sofralarında kahkaha vardı.
Şimdi sofralarda ekonomi tartışması var.
Eskiden çocuklar harçlık sayardı, şimdi büyükler kredi kartı ekstresi saklıyor.
Ama yine de Türk milleti garip millettir…
En zor günde bile şaka yapmayı bırakmaz.
Bizim CHP’li arkadaş dedi ki:
“Bu gidişle kurbanlık yerine apartmanın aidatını keseceğiz.”
Öteki kahkahayı bastı:
“Biz de artık misafire kolonya yerine doğal gaz faturası gösteriyoruz.”
Güldüler…
Ama o gülüşlerin içinde biraz kırgınlık vardı.
Biraz yorgunluk…
Biraz da “Ne hale geldik be…” sitemi…
Çünkü bayram dediğin sadece tatil değildir.
Bayram; annenin mutfaktan gelen sesi, babanın cebine sıkıştırdığı harçlık, küslerin
barışmasıdır.
Bayram biraz çocukluktur…
Biraz hatıradır…
Biraz da insanın içinin hafiflemesidir.
Ama şimdi insanların omzunda öyle ağır yükler var ki…
Kimse tam anlamıyla bayram yaşayamaz oldu.
Yine de umut lazım.
Çünkü bu ülke çok şey gördü.
Zam da gördü, kriz de gördü, kavga da gördü…
Ama aynı sofrada çay içmeyi bırakmayan insanları da gördü.
Belki de kurtuluş orada…
Birbirini dinlemekte…
Birbirine bağırmadan konuşabilmekte…
O iki arkadaş banktan kalkarken biri diğerine sarıldı.
“Bayramın mübarek olsun kardeşim,” dedi.
Öteki de gülümsedi:
“Cebimiz yanıyor ama gönlümüz hâlâ fakirleşmesin yeter…”
İşte bütün mesele buydu aslında…
Bayramı asıl zehir eden ne zamlar, ne siyaset…
İnsanların içindeki huzurun eksilmesi…
Ve galiba bu bayram en çok onu özledik…
