Ortaokulda silah patlıyor…
Bu cümleyi yazarken bile insanın eli titriyor. Çünkü bu artık bir istisna değil, bu artık bir
tesadüf değil.
Ne oluyor bize? bir gün arayla iki çocuk ellerinde silahlarla masumların arasına dalıyor. Banzerini Amerika’da gördüğümüz cinayetleri işliyor. sonra da hayatlarına son veriyorlar. dertleri kimle ya da neyle. sonuç ne. 10 larca yaralı ve ölümler.
Gerçekten soruyorum: Ne oluyor bu topluma?
Bir çocuk, daha hayatının başında, eline silah alıp okula gidiyor. Okula! Yani güvenin,
eğitimin, geleceğin adresine… Ve orada ölüm saçıyor. Yaralılar, hayatını kaybedenler,
parçalanan aileler…
Bu bir haber değil. Haberin de ötesinde. psikologların, toplum bilimcilerin, sosyoloğların incelemesi
yargının, kolluk kuvvetlerinin ilgilenmesi gereken bir konu…
Kimse kusura bakmasın, artık “bireysel olay” masallarını dinleyecek hâlimiz kalmadı.
Bu bir sistemin çözmesi gereken sorundur. Bu bir denetimsizliktir. Bu bir ihmaller zinciridir.
Sormak zorundayız:
Bu silahlar okullara nasıl giriyor?
Okul kapılarında güvenlik neden yetersiz?
Denetim kimde ve nerede?
Sorumluları kim?
Yoksa biz gerçekten çocuklarımızı kaderine mi terk ettik?
Her olaydan sonra aynı tiyatro sahneleniyor:
Kameralar karşısına geçiliyor, birkaç sert cümle kuruluyor, “gereği yapılacak” deniyor…
Sonra? Sessizlik.
Unutuyoruz. Bir süre sonra da kanıksıyoruz.
Ama o okulun koridorlarında yankılanan silah sesi hiç unutulmuyor. çocuğu bu saldırıda kurban olmuş masumun ana ve babasında keder bitmiyor…
O çocukların gözündeki korku silinmiyor.
O annelerin, babaların yüreğine düşen ateş yıllarca hiç sönmüyor.
Ve biz hâlâ konuşuyoruz…
Bu böyle gitmez. Acil ve soonuç getirecek çözümler bulunmalı.
Mesele sadece güvenlikle mi ilgili sanıyorsunuz…
Mesele çok daha derin.
Ekonomik sıkıntılar artık çocukların ruhuna işlemiş durumda.
Bir çocuk, arkadaşının giydiğini giyemiyor.
Bir genç, bir kafede oturup kahve içemiyor.
Kendini eksik hissediyor, yetersiz hissediyor, dışlanmış hissediyor.
Ve bu duygu, zamanla öfkeye dönüşüyor.
Evde baskı, sokakta stres, okulda rekabet…
Üstüne bir de kontrolsüz internet, şiddeti normalleştiren oyunlar, diziler, içerikler…
Ortaya ne çıkıyor?
Duygusunu yönetemeyen, öfkesini kontrol edemeyen, yalnızlaşmış bir nesil.
Ama burada çok net bir çizgi var:
Hiçbir şart, hiçbir gerekçe, bir çocuğun eline silah almasını açıklayamaz.
Bu noktaya gelindiyse, hepimiz sorumluyuz.
Aileler “benim çocuğum yapmaz” demeyi bırakmalı.
Okullar sadece ders anlatan yerler olmaktan çıkmalı.
Yetkililer ise artık açıklama yapmak yerine önlem almak zorunda.
Okul kapısına güvenlik koymak lüks değil, zorunluluktur.
Ruh sağlığı desteği vermek seçenek değil, mecburiyettir.
Denetim yapmak görev değil, sorumluluktur.
Bugün insanlar sokakta yürürken tedirgin.
Trafikte korna çalmaya korkuyor.
Komşusuna selam verirken bile iki kez düşünüyor.
Bu toplum bu kadar korkak değildi.
Bu toplum bu kadar gergin değildi.
Biz ne zaman bu hale geldik?
Cevap acı ama gerçek:
Sorunları halının altına süpürdüğümüz gün…
Şiddeti “alışılmış” saydığımız gün…
Çocukları dinlemeyi bıraktığımız gün…
İşte o gün kaybetmeye başladık.
Bugün yaşananlar bir uyarı değil artık.
Bu, açık bir alarmdır.
Ve eğer hâlâ harekete geçmezsek…
Yarın daha fazla okulda, daha fazla silah sesi duyarız.
Daha fazla çocuk toprağa gider.
Daha fazla aile yanar.
O zaman da çıkıp “nerede hata yaptık?” diye sorarız.
Cevap çok basit olacak:
Geç kaldık.
