“Alo efendim… Bölgenizde arıza tespit edilmiştir. Ekiplerimiz çalışmalarını sürdürmektedir.
Elektrik kısa süre içerisinde verilecektir…”
Yeter artık!
İstanbul’un milyonluk ilçelerinde insanlar her gün aynı masalı dinlemekten bıktı.
Bu çağrı merkezi cümleleri artık vatandaşın sinir sistemiyle dalga geçmeye başladı.
Çünkü o “kısa süre” denilen saatler bazen bir günü, bazen iki günü buluyor.
2026 yılındayız…
Mars’a araç gönderilen, yapay zekânın ameliyat yaptığı, dünyanın teknoloji yarışında
çıldırdığı bir çağda İstanbul’un göbeğinde insanlar mum ışığında oturuyor!
Bu ayıp sadece teknik bir arıza değildir.
Bu; plansızlığın, denetimsizliğin, umursamazlığın ve vatandaşı yok sayan düzenin çöküşüdür.
Özellikle Avcılar başta olmak üzere birçok bölgede artık elektrik kesintileri olağan hâle geldi.
Sokak sokak geziyorsunuz…
Bir apartmanda ışık var.
Yan binada karanlık hâkim.
Karşı sokakta hayat devam ediyor, öbür sokakta insanlar perişan.
Bu nasıl bir sistemdir?
Bu nasıl bir altyapıdır?
Bu nasıl bir yönetim anlayışıdır?
Üstelik mesele sadece birkaç dakikalık kesinti de değil.
Bazı mahallelerde insanlar günlerce elektriksiz bırakılıyor.
Evinde hasta olan var…
Cihaza bağlı yaşayan insanlar var…
Çocuklar var…
Sıcakta bunalan yaşlılar var…
Bozulan yiyecekler, çalışanı duran esnaf, internetsiz kalan öğrenciler var…
Ama yukarıdakilerin umurunda mı?
Hayır!
Çünkü onların oturduğu sitelerde jeneratör var.
Onların makam odalarında klima çalışıyor.
Onların kahvesi sıcak, koltukları rahat.
Vatandaş mı?
O karanlıkta beklesin!
İşin en trajikomik tarafı ne biliyor musunuz?
Sahada çalışan emekçiler gerçeği açık açık anlatıyor.
“Kablolar yetersiz abi… Sistem yükü kaldırmıyor. Sürekli patlama oluyor…”
Yani mesele belli.
Bu şehir büyümüş…
Nüfus katlanmış…
Binalar çoğalmış…
Ama altyapı aynı kalmış!
Yıllardır kablolar değişmemiş.
Trafolar yetersiz.
Sistem adeta nefes alamıyor.
Sonra ne oluyor?
Bir kıvılcım…
Bir yüklenme…
Bir sıcak hava dalgası…
PAT!
Yer altından dumanlar yükseliyor.
Mahalle karanlığa gömülüyor.
Ekipler oradan oraya koşturuyor.
Sahadaki çalışan suçlu değil.
Adam zaten sabah akşam arıza peşinde koşuyor.
Mesaisi bitiyor, yine çağırılıyor.
Yama yapıyor, geçici çözüm üretiyor.
Ama artık bu sistem yama tutmuyor!
Çünkü sorun kablonun ucunda değil, zihniyetin tam ortasında.
Özelleştirme yapıldı…
Millete ne anlatıldı?
“Hizmet kalitesi artacak…”
“Kesintiler azalacak…”
“Modern altyapı kurulacak…”
Peki sonuç?
Daha fazla arıza…
Daha fazla kesinti…
Daha fazla çaresizlik…
Ama faturalar maşallah tıkır tıkır geliyor!
Bir gün geciktir bakalım ödemeyi…
Şak diye elektriği keserler.
Vatandaşın kapısına dayanmasını iyi biliyorsunuz.
Peki vatandaş günlerce elektriksiz kalınca siz neredesiniz?
O zaman çağrı merkezinden başka kimseye ulaşılmıyor.
Gazeteci olarak arıyoruz, muhatap yok!
Yetkili arıyoruz, cevap veren yok!
Bölge müdürü ortada yok!
Vatandaş zaten tamamen sahipsiz.
Sanki görünmez olmuş insanlar.
BEDAŞ Genel Müdürü Murat Yiğit, gerçekten bu bölgeleri hiç dolaştınız mı?
Avcılar’ın ara sokaklarına girdiniz mi?
İki gündür elektriksiz kalan insanları gördünüz mü?
Gece karanlığında camdan sokağa bakan yaşlı teyzelerin öfkesini duydunuz mu?
Yoksa raporlarda her şey “kontrol altında” mı görünüyor?
Türkiye’nin en büyük problemi artık sadece ekonomik kriz değildir.
Asıl problem; vatandaşın derdini hissetmeyen yönetim anlayışıdır.
Çünkü bugün insanlar sadece elektriksiz kalmıyor…
Aynı zamanda değersiz hissettiriliyor.
Kimse çıkıp açık açık konuşmuyor.
“Evet kardeşim, altyapı çöktü.” demiyor.
“Bu sistem artık yetmiyor.” demiyor.
“Şu tarihte komple yenileme başlayacak.” demiyor.
Onun yerine ne deniyor?
“Arıza tespit edilmiştir…”
Millet sizin ezber cümlelerinizi değil, çözümü duymak istiyor!
Bakın, bu şehir artık eski İstanbul değil.
Nüfus milyonları geçmiş.
Her sokakta dev siteler yükselmiş.
Her ev klima, elektronik cihaz, internet sistemi kullanıyor.
Ama siz hâlâ otuz yıl önceki kablolarla bu yükü taşımaya çalışıyorsunuz.
Sonra da her yaz aynı rezalet yaşanıyor.
Patlayan trafolar…
Yanan kablolar…
Saatlerce süren kesintiler…
Ve ardından klasik açıklama:
“Ekiplerimiz çalışmalarını sürdürüyor.”
Vatandaş artık masal dinlemek istemiyor!
Denetim istiyor.
Yatırım istiyor.
Şeffaflık istiyor.
Gerçek çözüm istiyor.
Çünkü bu ülkenin insanı sadece fatura ödemek için yaşamıyor.
Elektrik bir lüks değildir.
Temel ihtiyaçtır.
Ve kimse kusura bakmasın…
2026 yılında İstanbul’da insanlar hâlâ elektrik kesintileriyle perişan oluyorsa, ortada çok
büyük bir yönetim başarısızlığı vardır.
Bu kadar net.
