BİR TABUTUN ARDINDAN KONUŞAN “GÜRÜLTÜ”

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ölüm sessizdir.
Asıl gürültü, geride kalanların dilindedir.

Fatih Ürek’in ardından yaşananlar bana bir kez daha şunu düşündürdü: Biz ölümü hâlâ öğrenemedik. Bir insanın nefesi kesildiği anda, kelimelerimizin de susması gerektiğini anlayamadık. Tabut omuzlardayken, acı henüz sıcakken, gözyaşı daha kurumamışken dedikodu başladı. Hem de ne dedikodu… Evler, bacılar, satışlar, söylentiler… Sanki bir insan değil de bir mal varlığı gömülüyordu toprağa.

Oysa ölüm, hesap günü değildir.
Ölüm, yargı kürsüsü hiç değildir.

Cenazede kim vardı, kim yoktu…
Kim başını örtmüştü, kim örtmemişti…
Kim gelmişti, kim gelmemişti…

Ne kolay konuştuk.
Ne hızlı hüküm verdik.

Gülben Ergen oradaydı. Acısını kendi bildiği gibi yaşadı. Ama birileri onu durdurup “Senin yasın böyle olmaz” deme cüretini gösterdi. Başı açık diye eleştirenler oldu. O an şunu unuttular: Yas, kıyafetle ölçülmez. Acı, başörtüsüyle ya da saçla tartılmaz. İnsan kalbi acır; kumaş acımaz.

Ve evet, bu eleştiriler Fatih Ürek’i sevenleri çok üzdü. Çünkü o sevenler için mesele magazin değildi. Mesele bir vedaydı.

Seda Sayan’ın çok sevdiği dostları Mehmet Ali Erbil ve İbrahim Tatlıses’in cenazede olmaması da konuşuldu. Sanki herkes herkese borçluymuş gibi… Sanki herkes acısını aynı şekilde yaşamak zorundaymış gibi… Oysa bazı insanlar sessiz yas tutar. Bazıları kalabalığa giremez. Bazıları evinden çıkamaz. Biz bunları bilmiyoruz. Ama bilmeden konuşmayı çok iyi biliyoruz.

En acısı da şu:
Dedikodu, gerçeğin önüne geçti.

“Biri bacılar evi soydu” dedi.
“Biri ev sattı” dedi.
Biri söyledi, biri aktardı, biri süsledi.
Ve gerçek, o kalabalıkta boğuldu.

Ben şuna inanıyorum:
Dedikodu kapatılmalı.
Gerçekse zaten yolunu bulur. Ama dedikodu, ne gerçeğe hizmet eder ne de vicdana. Sadece yaralar. Hem öleni hem yaşayanı.

Ölümden sonra konuşulan her söz, aslında konuşanın aynasıdır. Merhametliysen sözün de merhametli olur. Kırıcıysan, ölüm bile seni durduramaz.

Bugün Fatih Ürek’in ardından konuşulanları okurken şunu düşündüm: Bir gün biz de gideceğiz. Bir gün bizim adımız da bir başlığın altında yazacak. O gün, arkamızdan ne konuşulsun isteriz? Dedikodu mu, dua mı?

Çünkü bazı insanlar öldüğünde toprağa değil, kalplere gömülür.
Bazıları ise toprağa girer ama sözler yüzünden huzur bulamaz.

Ölüm, susmayı öğretmeliydi bize.
Ama biz hâlâ konuşmayı seçiyoruz.

Keşke biraz sussak.
Keşke biraz utansak.
Keşke bir tabut geçerken, dilimiz değil kalbimiz yürüse.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter