Haber Konseyi | Doğru Tarafsız Gazetecilik

Kemal bey çok yalnız…

Kemal bey çok yalnız…
6 views
30 Eylül 2022 - 9:45

Aslında spekülatif siyaset yazıları yazmayı pek sevmiyorum. Bana iddaa yazarlığından hâllice bir iş gibi geliyor. Esasına bakarsanız öyle de zaten, belli verileri ortaya koyup maçı oynanmadan bilmeye çalışıyorsunuz. Bizim mesleğin hasleti, esasen olacağı bilmek değil, olanı anlamlandırmak. Kâhin olarak akademisyenlikten daha çok para kazanacağıma şüphe yok ama becerebildiğim bir şey değil. Lâkin çok güzel atmasyon kahve falı bakarım, bilen biliyor onu…

Ben böyle ağdalı teorik tartışmaların özlemini çekedurayım, konjonktürün iki dakika rahat vermeyeceği zamanlara da geçiş yapıyoruz iyiden iyiye. Mecburen atmasyon kahve astrologluğundan, siyasi iddaa yazarlığına geçiş yapıyoruz arada. Ne diyordu Ezginin Günlüğü; “Çok eskiden düşlerde gülerdi, şimdi onun da geçmişi var… ”

Ülke tarihinin en acayip seçimine doğru gidiyoruz. Gerçi söz konusu Türkiye olunca, en acayip seçim henüz yapılmamış olandır zaten. Ama bu seferkinin hakkı var, gerçekten acayip. Elinde çekiç olunca her şeyi çivi zanneden siyaset bilimci esnafına inat, siyasi kutuplaşma literatürü, yıkanırken cebinde paso unutulmuş kot pantolon gibi ters yüz ediliyor. Ne güzel iki ittifakla seçime gidilecekti, bütün doktor, doktora adayı, doktor aday adayı makale döşenecekti; ‘ lâik demokratlar ile muhafazakâr otokratların çatışması ’ falan fişman, 10 yıl önce ‘lâik otokratlar ve muhafazakar demokratlar ’ı anlattıkları dergilere. Neticede PolSci makalesi dediğin cilâlı köşe yazısı değil mi azizim, bas senede 17 tane, topla bissürü doçentlik points…

Neyse akademi içi gıybeti bırakayım da neden olaylar acayipleşiyor onu anlatayım…

2023’te ötelene ötelene bir hâl olan demokrasi sınavımıza doğru, Red Kit’teki bar kavgalarının öncesini andıran bir atmosfer hâkim ortalığa. Hani barmen olsan aynayı kaldırır içeri taşırsın, öyle diyeyim. Görünürde taraflar aynı; Cumhur, Millet, HDP+Sol ve diğerleri… Ama içerisi çok karışık, bildiğiniz gibi değil. MHP’nin AKP’ye çektirdiği kıyaklar malum ama öbür tarafta İYİP, kendi MHPliğini baştan keşfediyor. Bu seçimin en acayip tarafı da bu sevgili okuyucu, Altılı Masa’dan Millet İttifakı’na, oradan da koalisyona dönüşecekmiş zannedilen yapıda sular fokur fokur kaynıyor, daha ortada seçim tarihi bile yokken…

İYİP’in CHP’ye karşı yakın zamandaki hamlelerini iki defa yazdım, tekrara lüzum yok herhalde, ama son İYİP yazısından beri 1999 zamanı tabiriyle ‘ beyaz çorapsız ülkücüler’ , Kemal beyin damarına basmalık başka hamleler de yaptı. Mesela, Meral Akşener, CHP’den geçici olarak ihraç edilen (o da ne demekse) aşırı sağcı Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’a ziyarete gitti, orada cumhurbaşkanı adayı olarak karşılandı. Bazı ‘ PolSci PhD candidate strategist ’ arkadaşlar, ben İYİP’e aşırı sağ deyince çok bozuluyor biliyorum, ekmekleriyle mi oynuyorum nedirse artık… Bunlardan biri bana menşınsız çemkirirken, Meral hanım sağolsun imdadıma yetişti de önce Sedat Bucak, sonra Tanju Özcan ziyaretiyle tekaütü Susurluk’a yetmeyenlere kim olduğunu hatırlattı kısa yoldan. Bozulmayın anacım, ülke toptan sağa yatık diye İYİP’e merkez sağ diyecek hâlimiz yok, neyse o, alıcınızın ayarlarıyla oynamayınız.

Neyse, şu an pek çok alametlerin de gösterdiği üzere İYİP ve Akşener, CHP’ye, daha doğrusu Kemal Kılıçdaroğlu’na bayrak açmış durumda. Plan, CHP’deki sağcıları ve Altılı Masa’nın diğer dört sağcısını ayartarak Kemal beyi kör kuyularda merdivensiz bırakmak üzerine kurulu. Sonra da sakladıkları merdiveni çıkarıp Kemal beyi haraca kesmeye gelecek sıra. Sonra gelsin İçişleri Bakanlığı, gitsin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, hem etinden, hem suyundan… Şantaj mı, e tabii, Ankara da bir zamanlar Bizans toprağıydı neticede!

Diken’in çok şahane muhabirleri var, bizim gibi köşe yazarı zevzekleri dengeliyorlar sağ olsunlar, biz de “ Köşe yazarı değil muhabir gazetesinde yazıyoruz ” diye hava atabiliyoruz sayelerinde. Aralarında Altan Sancar, kulis haberleriyle en ilgiyle takip ettiklerimden. Bu yazının Gavrilo Princip’i de odur, bir gün önce Twitter’da, ertesi gün de Diken’de çok yerinde bir soru sorarak bana bu yazıyı yazdırttı. Diyor ki Sancar, “Ortada hâlâ demokratik parlamenter sisteme dönüş meselesi varken, bu iş adaylık meselesine niye takıldı?” Dün derste de söyledim: İyi soru, kötü cevaptan evlâdır, hatta bazen iyi cevaptan bile faydalıdır. Bu soru, güzel soru. İyi gazeteci, güzel soru sorandır zaten.

Mesele şu: Altılı Masa bir mecburiyet birlikteliği. Herkes ucunun koalisyona çıkacağını varsayıyor, ama o iş öyle olmayabilir. Altılı Masa’nın mümkün olan en az fireyle ittifaka dönüşmesi herkesin yararına, ama daha evvel de dediğim gibi çıkacak koalisyon tamamen oy oranlarına bağlı olacak.

Altılı Masa’da koşullar denk gelirse AKP’yle koalisyon kurmayacak kim var? Ben söyleyeyim (zira köşe benim), Ahmet Davutoğlu, çünkü onun derdi kişisel. Onun dışındakilerin hepsinin az ya da çok AKP’yle masaya oturma ihtimali var, CHP’nin bile. En yüksek ihtimal ise açık ara İYİP’e ait.

Altılı Masa’nın, hep beraber imza attığı bir protokol yok. Şu dakikaya kadar, bırakalım koalisyonu, bir ittifak protokolünün bile imzalanamaması, bu ittifakın zayıf elini açık ediyor. Aylardır süren koalisyon protokolü görüşmelerinin olduğu söyleniyor, ama daha ortada bir şey yok. İmzalanırsa her şey değişir, ama çok ihtimal vermiyorum. İttifak protokolünü öpün başınıza koyun.

Altılı Masa, dediğim gibi mecburiyetten ortaya çıkmış bir yapı. Yalnızca ideolojik değil, beklenti olarak da birbirlerinden çok ayrışıyorlar. Salın tahtaları ayrılmadan dereyi geçmeye çalışıyorlar. Sonrasında o salla bir de akma gibi bir dertleri yok, zaten bunun olamayacağını da biliyorlar. CHP istediği kadar sağcı taklidi yapsın, gençlik kolları LGBT+ karşıtı mitinglerde şeriat naraları atan Saadet’le ya da Çatlı’yı reis gören İYİP’lilerle ayrı semtlerin taksisi. CHP kendini bir şekilde 3. Milliyetçi Cephe’nin içinde buldu, olan bu.

Kemal bey, her zamanki kibarlığı ve ortayolculuğuyla mevzuyu idare etti bugüne kadar. Ancak anketlerle ayranı her geçen gün kabaran İYİP, masayı sallamaya başladı. Belki masadaki diğer sağcılar da katılacak ona. Zira Kemal beyin adaylığının bedeli giderek artıyor, hepsinin ondan koparacağı şeyler var.

İşte Sancar’ın sorusuna geliyoruz. Kemal bey, kendi müttefikleri tarafından şantaj yapılan, bir yandan da karşı tarafın belden aşağı saldırılarına karşı koymak durumunda kalan bir yerde buldu kendisini. Mesele demokratik düzene dönüş değil, adaylık, çünkü kimsenin derdi üzüm yemek değil, bağın ev sahibi Kemal beyi dövmek. Ana konu adaylık kaldığı sürece, Kemal beyin etrafında Jaws gibi dönmeye devam edecekler.

Bu koşullarda Kemal beye üzülmemek çok zor, hayatının en gergin günlerini yaşıyor olmalı. Üstelik geri basma şansı da yok, bu tünele girdi bir kere. Kendisine her an ihanet edebileceklerle aynı masada oturmak, o arada parti içinden de kazık yememek durumunda. Ama kendisini bu hâle de kendi soktu, kusura bakmasın. Parti içinde de dışında da etrafını sağcılarla doldurdu. Partiyi merkeze çekeceğim diye, ilk fırsatta kendisini yüz üstü bırakacakları en yakınına dizdi. Herhalde sağcılarla bu kadar düşüp kalkmanın ucunun nereye çıktığını artık anlamıştır.

Kemal beyin bu koşullarda yapabileceği tek şey var, el yükseltmek. Ne kadar sıkıştırılmış olsa da mevcut denklemden çıkıp ülkeyi demokrasiye geri taşıyabilme kudretine bir tek o sahip. Hem İYİP, hem de Millet İttifakı’na yanaşık küçük partilerin Mansur Yavaş salvoları başarılı olmayacak gibi. Zaten Meral Akşener ile Koray Aydın arasındaki çatışma alevlendikçe Mansur Yavaş’a İYİP’ten verilen destek de parçalanacak, zira CHP içinde de artık Yavaş’ın Aydın’a yakın kişilerle akçeli işleri dillendirilir oldu. Kılıçdaroğlu’nun durumu zor, ama fazla yara almadan muzaffer çıkma şansı hâlâ var.

Kemal beyin elinde, kendisine şantaj yapan sağcıların hiçbirinde olmayan bir silah var: Şu an halkın desteğine sahip olduğunu iddia edebilecek tek cumhurbaşkanı adayı kendisi. CHP içindeki ve dışındaki sağcılar, dalaverenin dozunu artırdıkça Kemal bey halkın adayı olarak daha da parlayabilir. Dürüst memur emeklisi imajını siyasi sermayeye çevirmesinin tam zamanı. Eğer kirli Ankara’nın değil, temiz halkın adayı olduğuna inandırabilirse her türlü kazanır.

Başlıkta dediğim gibi Kemal bey çok yalnız. Partisinin içinde de Altılı Masa’da da çok yalnız. Ama bu yalnızlık illâ kötü bir şey değil, hatta partilerüstü cumhurbaşkanlığına giden yolda bu yalnızlık elindeki en önemli koz olabilir. Yeter ki sırtını açıkça halka dayasın, parmak hesaplarının değil, ülkenin geleceğinin peşinde olduğunu anlatabilsin. O zaman, hiç beklemediğiniz insanların Kemal beye destek vereceğini göreceksiniz.

Ama bunu yaparken klasik Kemal beylikleri de bir kenara bırakması lazım artık. Altılı Masa’nın oturma düzenini, yuvarlak masadan, 1+5’e çevirerek başlayabilir. Kendisine artık açıktan şantaj yapan İYİP’i yerine oturtabilir, hatta Akşener-Aydın çatışmasını dolaylı yoldan kullanabilir bile. Ortayolculuk, şu koşullarda Kemal beyi mağlup eder, ülkeyi de 1990’ların derin devletine geri teslim eder. Ülkücüler dışında kimse farkında değil gibi ama İçişleri ve Adalet bakanlıklarının CHP’de kalması, AKP’nin iktidardan düşmesi kadar kritik ülkenin geleceği için.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun son dönemdeki Beşli Çete ve “ Benimle misiniz, değil misiniz?” çıkışları hem CHP içindeki hem de Altılı Masa içindeki hasımlarına karşı. Ve doğru olanı da yapıyor. Bundan sonraki tonunun da böyle olması gerekir. Ama Kemal beyi her zamanki kokmaz bulaşmaz pozisyonuna çekmeye çalışan da çok, hem de yakınlarında. Onların hesabının ne olduğu da yakında ortaya çıkar.

Hayatın Her Alanına Dair Haberler Hakkında Tarafsızca Doğru Bilgiye Ulaşmanın Yolu ! Bizi Okuyun Haberiniz Olsun !