Yine bir operasyon. Yine gece kulüpleri. Yine uyuşturucu, kara para ve “herkesin bildiği ama kimsenin konuşmadığı” isimler…
Ve yine aynı senaryo: Bazıları kelepçeyle, bazıları ise “sağlık kontrolü” bahanesiyle serbest.
Bu ülkede suç yeni değil. Uyuşturucu yeni değil. Kara para hiç yeni değil.
Yeni olan tek şey, artık saklanamıyor olmaları.

Yıllardır aynı soruyu soruyoruz:
Nasıl oluyor da gecelik masalarda dönen paralar milyonları buluyor?
Nasıl oluyor da eğlence mekânları, sanatçıların uğrak yeri olmaktan çıkıp suç ağlarının merkezine dönüşüyor?
Ve en önemlisi: Neden bazı isimlere adalet dokunmuyor?
Bu operasyon, buzdağının görünen yüzü.
Asıl mesele, yıllardır göz yumulan, normalleştirilen ve “ünlü” etiketiyle aklanan bir düzenin varlığıdır.

Uyuşturucu sadece sokak aralarında satılmıyor.
Kara para sadece arka sokaklarda aklanmıyor.
Bu işler spot ışıklarının altında, VIP masalarda, şampanya patlatılan gecelerde yapılıyor.
Ve ne hikmetse, o masalarda oturanların bir kısmı sorgulanırken,
bir kısmı rahatsızlanıyor,
bir kısmı ifade bile vermeden ortadan kayboluyor.
Adalet terazisi neden bazı isimlerde hassas, bazılarında kör?
Bir ülkede suçun rengi olmaz denir.
Ama bu ülkede suçun ünlüleri, bağlantıları ve ayrıcalıkları var.
Polisin yaptığı operasyon önemlidir, evet.
Ama asıl önemli olan, operasyondan sonra ne olacağıdır.
Dosyalar gerçekten derinleştirilecek mi?
Yoksa birkaç tutuklama ile kamuoyu mu rahatlatılacak?
Bugün manşet olan isimler, yarın “delil yetersizliğinden” serbest mi kalacak?
Çünkü biz bu filmi daha önce çok izledik.
Uyuşturucu ve kara para bu ülkede bir “asayiş sorunu” değil,
bir sistem sorunudur.
Bu sistem; susan sanatçılarla, görmezden gelen işletmecilerle,
“Ben bilmiyordum” diyen ünlülerle,
ve cesareti sadece gece yarısı operasyonlarına yetenlerle ayakta duruyor.
Ama artık kimse masum rolü oynayamaz.
Bu ülkenin gençleri sokaklarda zehirlenirken,
birileri şöhretini, parasını ve dokunulmazlığını kullanarak bu düzenin parçası olamaz.
Eğer bu operasyon gerçekten samimiyse,
eğer gerçekten temizlenmek isteniyorsa,
ünlü olmak kimseyi korumamalı,
“sağlık kontrolü” kimseye kalkan olmamalı.
Aksi halde bu yazıyı birkaç yıl sonra,
aynı kelimelerle,
aynı suçlarla,
aynı yüzlerle tekrar yazarız.
Ve kaybeden yine toplum olur.
Utanç Kimin Payına Düştü?
Bazı hikâyeler vardır; zaman geçse de kabuk bağlamaz. Üzeri örtülür, susturulur, görmezden gelinir ama hafıza unutmamayı seçer. İşte İbrahim Tatlıses ile Asena arasında yaşananlar da tam olarak böyle bir hikâye. Yıllar geçti, sahneler değişti, dekorlar yenilendi… Peki ya vicdanlar?
Bir zamanlar genç bir kadının yaşadıkları, magazin başlıklarında birkaç gün dolaştırıldı, sonra da “zaman her şeyi unutturur” kolaycılığına teslim edildi. Oysa unutmak, her zaman iyileştirmek değildir. Bazen sadece suçu halının altına süpürmektir.

Asıl soru şu:
İbrahim Tatlıses, Asena’ya yaptıklarından hiç utandı mı?
Bu sorunun cevabını ne uzun televizyon monologlarında, ne de alkışlar eşliğinde anlatılan hayat hikâyelerinde duyduk. Çünkü utanç, yüksek sesle anlatılmaz. Utanç, insanın aynaya baktığında gözlerini kaçırmasıdır.
Yıllar sonra Asena’nın Tatlıses’in programına çıkıp sahnede oynaması ise bambaşka bir tartışmayı beraberinde getirdi. Kimi bunu “barış”, kimi “olgunluk”, kimi de “geçmişi geride bırakmak” olarak yorumladı. Ama kimse şunu sormadı:
Bu sahne gerçekten bir yüzleşme miydi, yoksa sistemin güçlüye sunduğu bir rahatlama mı?

Türkiye’de güç her zaman affedilmiştir. Erkek, ünlü ve dokunulmazsanız; zaman sizin lehinize çalışır. Kadınlar ise “niye sustun?”, “niye çıktın?”, “niye kabul ettin?” sorularının altında ezilir. Asena sahneye çıktığında alkışlandı, evet. Ama o alkışlar bir adaletin değil, bir kabullenişin sesiydi.
Bir toplum düşünün ki; yaşananları sorgulamak yerine, “Demek ki sorun yokmuş” demeyi tercih ediyor. Oysa bir kadının yıllar sonra aynı sahnede yer alması, geçmişte yaşananların meşrulaştığı anlamına gelmez. Bazen bu, sadece hayatta kalmanın başka bir yoludur.
Asıl utanç kimin omuzlarında olmalıydı?
Genç bir kadının hikâyesi zamanla “nostaljiye” dönüştüyse, burada utanması gereken kişi sahneye çıkan değil, o sahneyi hiç sorgulamadan izleyen zihniyettir. Çünkü gerçek yüzleşme, kameralar açıkken değil; güç sahipleri hesap verdiğinde olur.
