featured

Tarihini Bilirsen Ders Öğrenmek Zorunda Kalmazsın

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bazen içinde bulunduğumuz zamanı anlamak için sadece bugüne bakıyoruz. Oysa insanın yaşadığı çağ, düşündüğünden çok daha büyük bir hikâyenin küçük bir parçası.

Bugün X kuşağı, Y kuşağı, Z kuşağı diye oturup birbirimize hayat dersi veriyoruz. “Bizim zamanımızda böyle değildi”, “Siz gençler hiçbir şey bilmiyorsunuz”, “Eskiden insanlar daha saygılıydı” diyoruz. Her nesil kendisinden sonrakini anlamakta zorlanıyor, kendisinden öncekini ise biraz fazla romantikleştiriyor.

Ama bence asıl mesele kuşaklar değil.

Asıl mesele bilinç.

Çünkü insanın doğduğu yıl, onun ne kadar farkında olduğunu belirlemiyor. Bir insan 60 yaşında olup hâlâ hayatın aynı döngülerini tekrar edebilir. Bir başkası 25 yaşında olup yüzyıllardır değişmeyen insan davranışlarını okuyabilir.

Tarihi bilmek tam da burada önem kazanıyor.

Çünkü tarih sadece savaşlardan, krallardan, imparatorluklardan ve tarihlerden ibaret değil. Tarih aslında insanın kendisini tekrar tekrar anlatmasıdır.

Güç tutkusu değişmedi.
Korkular değişmedi.
Aşk değişmedi.
İhanet değişmedi.
Para uğruna verilen mücadele değişmedi.
İnsanların birbirini kontrol etme arzusu değişmedi.

Sadece araçlar değişti.

Bir zamanlar mektuplarla yapılan şey bugün telefonlarla yapılıyor. Bir zamanlar meydanlarda yayılan dedikodular bugün sosyal medyada saniyeler içinde milyonlara ulaşıyor. Bir zamanlar insanların zihnini etkileyen propaganda yöntemleri vardı, bugün algoritmalar var.

Gezegenlere baktığımızda aslında ne kadar büyük bir sistemin içerisinde olduğumuzu hatırlıyoruz. Dünya kendi başına dönüyor, mevsimler değişiyor, insanlar doğuyor, büyüyor, Biz ise çoğu zaman kendi yaşadığımız dönemi dünyanın merkezi zannediyoruz.

Oysa hiçbir dönem dünyanın son dönemi değil.

Hiçbir kuşak insanlığın son sözü değil.

Bugün bize çok normal gelen şeyler, bundan yüz yıl sonra yaşayan birine belki de inanılmaz gelecek. Bugün geçmişe baktığımızda “İnsanlar bunu nasıl yapmış?” diye soruyoruz. Belki gelecekte insanlar da bizim için aynı şeyi söyleyecek.

Bu yüzden geçmişi küçümsemek yerine anlamaya çalışmak gerekiyor.

Çünkü tarihini bilirsen, her şeyi yeniden yaşayarak öğrenmek zorunda kalmazsın.

Bir toplumun daha önce yaptığı hatayı bilirsen, aynı hatanın bedelini tekrar ödemek zorunda değilsin. Bir insanın hayatında yaşadığı bir döngüyü görürsen, kendi hayatında aynı döngünün içine girmeden önce durup düşünebilirsin.

Bence gerçek farkındalık da tam burada başlıyor.

“Ben şu anda gerçekten kendi seçimlerimi mi yapıyorum, yoksa benden önce defalarca yaşanmış bir hikâyeyi mi tekrar ediyorum?”

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey biraz daha az konuşmak, biraz daha fazla gözlemlemek.

Kim haklı, hangi kuşak daha iyi, hangi dönem daha güzeldi diye tartışmak yerine insanın değişmeyen tarafını anlamaya çalışmak.

Çünkü çağ değişiyor ama insanın özü, sandığımız kadar hızlı değişmiyor.

Teknoloji bizi ileri götürüyor olabilir. Gezegenler kendi düzeninde hareket ediyor olabilir. Dünya her gün başka bir güne uyanıyor olabilir.

Ama bilinç değişmedikçe insan, aynı hikâyeyi farklı isimlerle yaşamaya devam ediyor.

Bu yüzden geleceğe geçmiş olarak bakmayalım..

Bazen tarih, geleceğin bize bıraktığı en dürüst aynadır.

Ve o aynaya gerçekten bakabilirsek, bazı dersleri yaşamak zorunda kalmadan da öğrenebiliriz.

Simay Ohara / Enerji terapisti

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter