featured

İzzet Çapa sordu, Gökhan Çınar içini döktü! Katarsis’in adamından yürek burkan itiraflar

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Katarsis programıyla geniş kitlelere ulaşan psikolog ve sunucu Gökhan Çınar, İzzet’in sorularını yanıtladığı özel röportajda çocukluk yıllarından ailesiyle ilişkilerine, yaşadığı yalnızlıktan babasıyla meyhane masasında gerçekleştirdiği yüzleşmeye kadar hayatının bilinmeyen yönlerini anlattı. Çocukluk döneminde yaşadığı duygusal eksiklikleri, yakın bir komşusunun intiharıyla hayatında oluşan kırılma noktasını ve baba olduktan sonra yeniden karşısına çıkan geçmişini samimiyetle paylaşan Çınar, Türkiye’nin ruhsal durumuna ilişkin de dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’de psikoloji alanını geniş kitlelerle buluşturan isimlerden Gökhan Çınar, bu kez soruları soran değil, kendi hayatının kapılarını açan isim oldu.

Yaklaşık 300 konuğu ağırladığı Katarsis programında insanların yaşam hikâyelerine eşlik eden Çınar, özel röportajda kendi çocukluğuna, anne ve babasıyla kurduğu ilişkiye, hayatında iz bırakan kayıplara ve psikolog olmaya karar verdiği yıllara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Çınar’ın anlattıkları arasında özellikle çocukluk döneminde hissettiği yalnızlık, annesinin yoğun çalışma hayatı, babasının alkolle mücadelesi ve yıllar sonra kendi oğluyla ilişkisinde fark ettiği davranışlar öne çıktı.

“13-14 yaşında psikolog olmak istiyordum”

Psikolog olma kararını henüz çocuk yaşlarda verdiğini anlatan Gökhan Çınar, 1990’lı yıllarda bu mesleğe yönelmenin bugünkü kadar kolay kabul edilmediğini söyledi.

Çınar, 13-14 yaşlarında psikolojiye ilgi duyduğunu belirterek, o yıllarda ailelerin psikologluk mesleğine mesafeli yaklaştığını dile getirdi.

Çocukluk döneminde televizyonculuk ve radyoculuk oyunları oynadığını da anlatan Çınar, aslında bugünkü mesleki hayatının temellerini o yıllarda attığını söyledi.

Psikoloji ile medyayı bir araya getirme hayalinin çok eskiye dayandığını belirten ünlü psikolog, akademik eğitimini de bu doğrultuda şekillendirdiğini, psikoloji eğitimi ve klinik yüksek lisansının ardından medya alanında doktora yaptığını ifade etti.

Çocukluk yıllarındaki yalnızlığını anlattı: “Başımın çaresine bakmak zorundaydım”

Röportajın en dikkat çeken bölümlerinden biri, Gökhan Çınar’ın çocukluk yıllarına ilişkin açıklamaları oldu.

Tek çocuk olarak büyüdüğünü anlatan Çınar, ailesinin maddi imkânları bulunmasına rağmen duygusal anlamda kendisini çoğu zaman yalnız hissettiğini söyledi.

Annesinin iş hayatına büyük önem verdiğini, babasının da gündüz çalışıp akşamları alkol aldığını belirten Çınar, çocukluk döneminde evde uzun saatler yalnız kaldığını ifade etti.

Okul arkadaşlarıyla iletişim kurmakta da zorlandığını söyleyen Çınar, kendi dünyasını oluşturmak için hayal gücüne sığındığını anlattı.

Henüz küçük yaşlarda evde kendi kendine radyo programları hazırladığını, röportajlar yaptığını ve farklı karakterler canlandırdığını belirten Çınar, bu oyunların yalnızlığıyla baş etmesinde önemli bir yer tuttuğunu dile getirdi.

Annesinin bilinmeyen hayat hikâyesini paylaştı

Gökhan Çınar, röportajda annesinin yaşam mücadelesini de ilk ağızdan anlattı.

Annesinin Şanlıurfa kökenli bir ailede büyüdüğünü belirten Çınar, küçük yaşta babasını kaybettiğini, altı ağabeyiyle birlikte yaşadığını ve dönemin aile yapısı nedeniyle çeşitli zorluklarla karşılaştığını söyledi.

Annesinin bütün engellere rağmen çalışmak ve kendi ayakları üzerinde durmak istediğini anlatan Çınar, modelist olma hayaliyle başladığı yolculuğun İstanbul’da deri sektöründe önemli sorumluluklar üstlenmesine kadar uzandığını ifade etti.

Annesinin İstanbul’a geldiği ilk yıllarda aile baskısı ve şiddetle de karşılaştığını belirten Çınar, bütün bu yaşanmışlıkların onun çalışma hayatına bakışını etkilediğini düşündüğünü söyledi.

Ünlü psikolog, annesinin kendisini çok sevdiğinden hiçbir zaman şüphe duymadığını ancak sevginin her zaman çocuğun duygusal ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyebileceğini vurguladı.

Saçlarını neden kopardığını ilk kez bu kadar açık anlattı

Çocukluğundan itibaren devam eden saç çekme davranışı hakkında da konuşan Gökhan Çınar, yıllar süren kişisel terapi sürecinde bu davranışının kendi hayatındaki anlamını sorguladığını anlattı.

Çınar, her insanda aynı davranışın aynı sebepten kaynaklanmayacağının altını çizerek, kendi deneyimini çocukluk yıllarındaki şefkat ihtiyacıyla ilişkilendirdi.

Bir çocuk olarak görülmek, anlaşılmak ve değerli hissetmek istediğini belirten Çınar, saçlarına dokunma ve çekme davranışının zaman içerisinde kendisi için farklı anlamlar taşıdığını fark ettiğini söyledi.

Kendine şefkat göstermeyi öğrenmenin uzun bir yolculuk olduğunu vurgulayan Çınar, yıllardır kendi terapi sürecinden geçtiğini de belirtti.

Komşusunun intiharı hayatında kırılma noktası oldu

Röportajın en duygusal anlarından biri ise Gökhan Çınar’ın ergenlik döneminde yaşadığı acı kaybı anlatmasıyla yaşandı.

Çınar, çocukluk yıllarında kendisine yakınlık gösteren alt komşusu Sevde ile özel bir bağ kurduğunu söyledi.

Ailesinin eve geç geldiği dönemlerde komşusuyla sohbet ettiğini, okulda yaşadıklarını ve başarılarını onunla paylaştığını belirten Çınar, bu ilişkinin çocukluk yalnızlığı içerisinde önemli bir yere sahip olduğunu anlattı.

Ancak bir gün yaşanan trajik olayın hayatını değiştirdiğini ifade etti.

Okuldan geldiği bir gün komşusunun kapısını çalmayı düşündüğünü fakat yorgun olduğu için eve geçerek uyuduğunu anlatan Çınar, bir süre sonra duyduğu silah sesiyle uyandığını söyledi.

Alt komşusunun yaşamına son verdiğini daha sonra öğrendiğini belirten Çınar, yıllarca o günün izlerini taşıdığını ifade etti.

O dönem kendisini olup biteni anlayabilecek yaşta görmediğini belirten psikolog, bugün geçmişe baktığında 14-15 yaşındaki hâlini suçlamadığını söyledi.

Yaşadığı kaybın meslek seçimi ve insan hikâyelerine yaklaşımı üzerinde önemli bir etkisi olduğunu anlatan Çınar, yas tutmanın kaybedilen kişiyi unutmak anlamına gelmediğini, onu anılarıyla hayatın bir parçası hâline getirebilmenin önemli olduğunu dile getirdi.

Babasıyla meyhane masasında yüzleşti: “Onu bir gecede iyileştireceğimi düşündüm”

Gökhan Çınar, üniversite yıllarında babasıyla yaşadığı ve hayatında önemli bir yer tutan yüzleşmeyi de anlattı.

Babasının uzun yıllar alkolle mücadele ettiğini söyleyen Çınar, psikoloji eğitimi almaya başladığı dönemde hem kendisini hem de ailesini değiştirebileceğine inandığını ifade etti.

Babasını bir meyhaneye götürerek onunla açıkça konuşmaya karar verdiğini belirten Çınar, o günkü düşüncesini şu sözlerle anlattı:

“Psikolog olarak babamı da bir gecede kurtaracağımı, bütün baba-oğul ilişkimizi kurtaracağımı zannetmiştim.”

Meyhane masasında babasıyla geçmişte yaşadıkları üzerine konuştuklarını anlatan Çınar, zaman zaman seslerin yükseldiğini ve kendisinin duygusal bir yüzleşme yaşadığını söyledi.

Babasının ise onu dinlemeye çalıştığını belirtti.

Gecenin sonunda bütün sorunların bir anda çözülmediğini anlatan Çınar, buna rağmen birlikte yürüdükleri ve babasının omzuna elini attığı o anın kendisi için anlamlı olduğunu ifade etti.

“Babamda kızdığım huyları şimdi kendimde görüyorum”

Röportajda ailesiyle ilişkisine bugünden baktığında neler hissettiği de sorulan Gökhan Çınar, yıllar geçtikçe anne ve babasının bazı davranışlarını kendi hayatında fark etmeye başladığını söyledi.

Çınar, çocukken eleştirdiği bazı özelliklerin zaman zaman kendisinde de ortaya çıktığını belirterek, özellikle tahammülsüzlük ve duygulara karşı duyarsızlaşma konusunda babasına benzediği anlar olduğunu anlattı.

Bu benzerliklerin farkına vardığında ilişkilerinde yeni bir alan açmaya çalıştığını dile getirdi.

Geçmişte yaşanan hataların sonraki kuşaklara aktarılmaması gerektiğine dikkat çeken Çınar, anne ve babaların hata yapabileceğini ancak önemli olanın hatanın ardından ilişkiyi onarabilmek olduğunu vurguladı.

Baba olunca kendi çocukluğuyla yeniden karşılaştı

Gökhan Çınar, eşi Berrak ile uzun yıllar birlikte olduklarını ve bir dönem çocuk sahibi olmamaya karar verdiklerini de anlattı.

Ancak zaman içerisinde düşüncelerinin değiştiğini, oğulları Deniz’in dünyaya gelmesiyle hem kendisinin hem de eşinin hayatında yeni bir dönemin başladığını söyledi.

Baba olduktan sonra duygularının da değiştiğini ifade eden Çınar, bu deneyimin kendisine aynı anda hem büyük bir korku hem de cesaret hissettirdiğini anlattı.

Oğlunun hayatında kalabilme isteğiyle ölüm korkusunu çok daha güçlü hissettiğini belirten Çınar, yıllardır terapi almasına rağmen baba olmanın geçmişte çözdüğünü düşündüğü bazı meseleleri yeniden karşısına çıkardığını söyledi.

“Oğlum oyun oynamak istiyordu, ben evin içinde ondan kaçıyordum”

Pandemi döneminde yaşadığı bir olayı paylaşan Gökhan Çınar, oğluyla ilişkisinde fark ettiği davranışın kendisini yeniden terapi almaya yönlendirdiğini açıkladı.

Pandemi sırasında yoğun çalışma temposuna girdiğini anlatan Çınar, küçük yaştaki oğlu Deniz’in kendisiyle sürekli oyun oynamak istediğini ancak kendisinin çeşitli bahanelerle bu isteği ertelediğini söyledi.

Çınar, o günleri anlatırken şu ifadeleri kullandı:

“Köşe bucak evin içinde oğlumdan kaçıyorum oyun oynamamak için.”

Bu davranışı fark ettikten sonra terapistiyle yeniden görüşmeye başladığını belirten Çınar, evde oyun oynama fikrinin kendi çocukluğunda babasıyla kuramadığı ilişkiyi hatırlattığını anladığını ifade etti.

Dışarıda oğluyla uzun saatler keyifle vakit geçirebildiğini ancak evde birlikte oyun oynama konusunda zorlanmasının geçmişiyle bağlantılı olduğunu düşündüğünü söyledi.

Bu deneyimin kendisine ebeveynliğin yalnızca bilgiyle değil, kişinin kendi geçmişiyle kurduğu ilişkiyle de şekillendiğini gösterdiğini dile getirdi.

Katarsis hakkında dikkat çeken açıklama: “Ben bu programı ağlatmak üzerine kurmadım”

Katarsis programıyla ilgili soruları da yanıtlayan Gökhan Çınar, kamuoyunda oluşan ‘konuklarını ağlatan psikolog’ algısına açıklık getirdi.

Programın amacının insanların gözyaşlarını ekrana taşımak olmadığını vurgulayan Çınar, önemli olanın kişinin kendi hikâyesine bakabilmesi olduğunu söyledi.

Katarsis formatını 20’li yaşlarında yazdığını belirten Çınar, hayata geçirebilmek için hem mesleki hem de kişisel olarak olgunlaşması gerektiğini ifade etti.

Programın terapiyle karıştırılmaması gerektiğinin de altını çizdi.

Psikoterapinin gizlilik ve kişisel gelişim üzerine kurulu ayrı bir alan olduğunu belirten Çınar, Katarsis’in ise insanların kendi hayatlarına ve başkalarının hikâyelerine farklı bir pencereden bakmalarını amaçladığını anlattı.

Kimi konukların hiç ağlamadan çok derin sohbetler gerçekleştirebildiğini belirten Çınar, duygusal arınmanın yalnızca gözyaşıyla sınırlı olmadığını söyledi.

Unutamadığı üç ünlü konuğu açıkladı

Yaklaşık 300 konuğa ulaşan Katarsis programında kendisini en çok etkileyen isimler de Gökhan Çınar’a soruldu.

Çınar, tek bir isim seçmenin zor olduğunu belirtirken özellikle Ayşe Tükrükçü, Burcu Esmersoy ve Fatih Altaylı ile gerçekleştirdiği sohbetlerin kendisinde iz bıraktığını anlattı.

Ayşe Tükrükçü’nün yaşadığı zorlukların ardından hayatında yeni bir alan açabilmesinin kendisine çok şey öğrettiğini söyleyen Çınar, bu bölümü unutamadığını ifade etti.

Burcu Esmersoy’un katıldığı bölümde ise insanın kendi hayatını yeniden kurabilme gücünden etkilendiğini belirtti.

Fatih Altaylı’yla gerçekleştirdiği sohbet hakkında da konuşan Çınar, kamuoyunda güçlü duruşuyla tanınan isimlerin iç dünyalarındaki kırılganlıkların kendisi için önemli olduğunu söyledi.

Altaylı’nın çocuk tarafını gösterebilmesinin kendisini etkilediğini belirten Çınar, insanların toplumsal rollerinin arkasındaki yaşam hikâyelerini anlamayı önemsediğini dile getirdi.

Bülent Ersoy ve Orhan Pamuk’u Katarsis’te ağırlamak istiyor

Gelecekte programına konuk etmek istediği isimleri de açıklayan Gökhan Çınar, Türkiye’nin kültür ve sanat hayatına damga vurmuş isimlerle derinlikli sohbetler gerçekleştirme hayali olduğunu söyledi.

Özellikle Bülent Ersoy’u Katarsis’te ağırlamayı çok istediğini belirten Çınar, bu konuda yeniden iletişime geçmenin yollarını düşündüğünü anlattı.

Orhan Pamuk’un da sohbet etmek istediği isimler arasında bulunduğunu ifade etti.

Çınar, hayatta olsaydı Zeki Müren’i de konuk etmek isteyeceğini belirterek, bu isimlerin yaşam hikâyelerinin yalnızca bireysel değil, Türkiye’nin kültürel ve toplumsal geçmişini anlamak açısından da önemli olduğunu dile getirdi.

Türkiye’ye çarpıcı ruhsal değerlendirme: “Bastırılmışlıklar ve tamamlanmamış işler ülkesi”

Röportajın son bölümünde Gökhan Çınar’a, Türkiye’nin tamamı karşısına bir danışan olarak gelse ülkenin ruhsal durumunu nasıl tanımlayacağı soruldu.

Bu soruya doğrudan klinik bir tanı koymak yerine toplumsal bir değerlendirmeyle yanıt veren Çınar, Türkiye için şu ifadeyi kullandı:

“Tamamlanmamış işler ve bastırılmışlıklar ülkesi derdim herhalde çoğunlukla.”

Toplumda öfke, kaygı ve duyarsızlaşmanın öne çıktığını savunan Çınar, bireysel psikolojik sorunların yalnızca kişinin kendi hayatından bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirtti.

Ekonomik koşulların, toplumsal olayların, kadınların, çocukların ve hayvanların yaşadıklarının da insanların kaygı düzeyinde etkili olduğunu ifade etti.

Çınar, toplumsal kaygının aynı zamanda politik bir yönü bulunduğunu vurgulayarak, geçmişte yaşanan olayların ve kuşaklar boyunca aktarılan deneyimlerin bugünkü davranışların anlaşılmasında önemli olduğunu söyledi.

“Keşke aile hekimlerimiz gibi aile psikologlarımız olsa”

Türkiye’de psikolojik destek almanın önündeki engellere de değinen Gökhan Çınar, psikoterapi hizmetlerinin maliyetinin önemli bir sorun olduğunu belirtti.

Her bireyin terapiye aynı ölçüde hazır olmayabileceğini ifade eden Çınar, buna rağmen ailelerin psikolojik danışmanlık hizmetlerine daha kolay ulaşabilmesinin toplum açısından önemli bir kazanım olacağını savundu.

Çınar, bu konudaki önerisini şu sözlerle dile getirdi:

“Keşke ülkede psikoterapi hizmeti bu kadar pahalı olmasa ve keşke aile hekimlerimiz gibi aile psikologlarımız olsa.”

Bu önerisini Aile Bakanlığı ile de görüştüğünü açıklayan Çınar, aile içi ilişkilerin, çocukların gelişiminin ve ebeveynlerin yaşadığı zorlukların uzmanlar tarafından desteklenmesinin önemine dikkat çekti.

İnsanların yardım almaya hazır oldukları ölçüde yönelmeleri gerektiğini belirten Çınar, psikolojik destek almanın bir zayıflık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.

Bu kez kendi hayatının kapılarını açtı

Yıllardır konuklarının yaşam hikâyelerini dinleyen ve onların geçmişleriyle yüzleşmelerine eşlik eden Gökhan Çınar, bu röportajda kendi hayatının farklı dönemlerini anlattı.

Çocukluğunda yaşadığı yalnızlık, anne ve babasının geçmişi, ergenlik dönemindeki kayıpları, üniversite yıllarında babasıyla yaşadığı yüzleşme ve oğlunun dünyaya gelmesiyle değişen hayatı, söyleşinin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.

Çınar’ın açıklamalarında en fazla dikkat çeken nokta ise geçmişte yaşananların insan hayatında iz bırakmasına rağmen, kişinin bugün kurduğu ilişkilerde farklı davranışlar geliştirebileceğine ilişkin yaklaşımı oldu.

Ünlü psikolog, kendi yaşamından örneklerle bir yandan çocukluk yıllarının yetişkinlik üzerindeki etkisini anlatırken diğer yandan aile ilişkilerinde hataların fark edilmesinin ve onarılmasının önemini vurguladı.

Katarsis’in tanınan yüzü, bu kez kırmızı koltuğun diğer tarafında kendi hikâyesini paylaşarak izleyicilere farklı bir Gökhan Çınar portresi sundu.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter