İnsan yaş aldıkça aynadaki değişimleri daha kolay fark ediyor. Saçlara düşen beyazlar, yüzde belirginleşen çizgiler ve bedenin eskisi kadar hızlı toparlanamaması… Peki ya beynimiz?
Beynin yaşlanması yalnızca takvimdeki yaşımızla ilgili değil. Nasıl yaşadığımız, ne düşündüğümüz, nasıl beslendiğimiz ve zihnimizi ne kadar aktif tuttuğumuz da beynin sağlıklı yaşlanmasında önemli rol oynuyor.
Beynin yeni bağlantılar kurabilmesi ve deneyimlerden öğrenmeye devam etmesi nöroplastisite olarak adlandırılıyor. Yeni bir şey öğrenmek, kitap okumak, yabancı dil çalışmak, müzikle ilgilenmek, farklı insanlarla tanışmak ve günlük alışkanlıkları değiştirmek beynin farklı bağlantılar oluşturmasına katkı sağlayabiliyor.
Uzmanlara göre beyni aktif tutmanın yanında düzenli hareket etmek, yeterli uyumak, dengeli beslenmek, stresi yönetmek ve sosyal yaşamı sürdürmek de büyük önem taşıyor. Çünkü beyin ve beden birbirinden bağımsız değil.
Belki yaşlanmayı tamamen durdurmak mümkün değil. Ancak zaman ilerlerken merakımızı ve öğrenme isteğimizi korumak mümkün.
40 yaşında yeni bir şey öğrenmek, 50 yaşında yeni bir deneyime açık olmak, 60 yaşında yeni bir hayalin peşinden gitmek ya da 70 yaşında hiç denenmemiş bir şeyi denemek…
Belki de gerçek gençlik tam olarak burada başlıyor.
Takvimde yazan yaşımızda değil, dünyaya hâlâ şaşırabiliyor oluşumuzda.
Çünkü insanın zihni merak ettiği sürece hayatın içinde kalıyor. Bizi yalnızca geçen yıllar değil, artık hiçbir şeyi merak etmemeye başladığımız gün de yaşlandırıyor.
Simay Ohara / Enerji Terapisti
